Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Aziz, sıddık kardeşlerim; Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, bu yeni taarruzda ve çok geniş ve çok evhamlı taarruz, yüzde bire indi. Dünkü gün dört saat mahkemede ifademi aldılar. Evvelce size gönderdiğim ifadenin aynını ve izahatıyla cevap verdim. Allah Isparta adliyesinden çok razı olsun ki, onların buraya lehimizdeki iş’arı bize çok yardım etti. Yoksa Afyon’daki evham ve burada bazı resmîler gizli düşmanlarımıza da yardımlarıyla pek çok zahmet çekecektik.

Müsadere ettikleri Kur’ân’ımızı Diyanet Reisine göndermişler. Biz de İstanbul’a gönderdiğimiz iki cüzler ve baştaki cüz ile beraber, bir mektup Diyanet Reisine yazdık. “Bunu fotoğrafla tab etmeye çalışmak istiyoruz. Diyanet Reisinin tensibi ve muavenetini ümit ediyoruz” diye mektup yazdık.

Bu defa bana mahkemede sordukları pek çok mânâsız sualler içinde, “Neyle yaşıyorsun?”

Dedim ki: “İktisat bereketiyle. Hattâ bir vakit Isparta’da bir Ramazan’da bir ekmek, bir kilo torba yoğurdu, bir kilo pirinçle yaşayan bir adam, maişeti için dünyaya tenezzül etmez ve hediyeyi de kabul etmeye mecbur olmaz.”

• • •

( 214 )( 216 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Emirdağ Lâhikası - I  ( 215 )  

Lügatler

Geri

aziz : çok değerli, izzetli
belâ : musibet, sıkıntı
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cüz : parça
def etmek : ortadan kaldırmak
def : ortadan kaldırma
Diyanet Reisi : Diyanet İşleri Başkanı
elif : Arap alfabesinin ilk harfi
emsalsiz : benzersiz
evham : kuruntular, şüpheler
fütur : usanç
hakikî : asıl, gerçek
hususan : özellikle
iktisat : tutumluluk
keramet : Allah’ın bir ikramı olan olağanüstü şey
Maarif yangını : Millî Eğitim Bakanlığında çıkan yangın
maişet : geçim
muavenet : yardım
musibet : belâ, büyük sıkıntı
muvaffakiyet : başarı
müsadere etmek : hukuken yasaklanan bir şeyin toplatılması, elde tutulması
ruh u can : ruh ve can; bütün içtenlik
salisen : üçüncü olarak
saniyen : ikinci olarak
sebat : kararlılık
sıddık : çok doğru ve bağlı
tab etmek : basmak
tenezzül etmek : inmek, alçalmak
tensib : uygun görme
umum : herkes, genel
vaziyet : durum, hâl

Geri