Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Aziz, sıddık kardeşlerim; Size, şahsıma ait birkaç meseleyi beyan etmek kalbime ihtar edildi.

Evvelâ: Bazı has kardeşlerim şahsıma hizmette dikkatsizlik ettiklerinden, onların bana karşı acımasını noksan gördüğümden bazan hiddet ve tekdir ettiğim vakit kalbime geldi ki:

O biçareler ziyade hüsn-ü zanla tahmin ediyorlar ki, “Üstadımız istese belki bazı ruhanîler, cinnîler de hizmet edecekler, belki ediyorlar. Hizmet-i Nuriyede inayetin aşikâre cilvesi gösteriyor ki, onun şahsının perişaniyetine meydan verilmiyor ve şefkatimize muhtaç değil” diye, hizmette bazı kusurları oluyor. Hattâ bugün de birisi araba getirecekti; dikkatsizlik yüzünden ben yayan çıktım, bir saatte on saat kadar zahmet çektim. Ben de birkaç gün evvel böyle kusuru yapanlara demiştim, tekrar edeceğim. Siz de dinleyiniz:

Nasıl ki Risale-i Nur’u ve hizmet-i imaniyeyi, dünyevî rütbelerine ve şahsım için uhrevî makamlarına âlet yapmaktan sırr-ı ihlâs şiddetle beni men ettiği gibi; öyle de, Kendi şahsımın istirahatine ve dünyevî hayatımın güzelce, zahmetsiz geçmesine, o hizmet-i kudsiyeyi âlet yapmaktan cidden çekiniyorum. Çünkü, uhrevî hasenatın bâki meyvelerini fâni hayatta cüz’î bir zevk için sarf etmek, sırr-ı ihlâsa muhalif olmasından, kat’iyen haber veriyorum ki, târikü’d-dünya ehl-i riyâzetin arzu ve kabul ettikleri ruhânî, cinnî hüddamlar bana hergün, hem aç olduğum zamanda ve yaralı olduğum vakitte en güzel ilâç getirseler, hakikî ihlâs için kabul etmemeye kendimi mecbur biliyorum. Hattâ berzahtaki evliyadan bir kısmı temessül edip bana helva baklavaları hizmet-i imaniyeye hürmeten verseler, yine onların elini öpüp kabul etmemek ve uhrevî, bâkî meyvelerini dünyada fâni bir surette yememek için, nefsim de kalbim gibi kabul etmemeye rıza gösteriyor. Fakat kast ve niyetimiz olmadan, inayet cihetinde gelen bereket gibi ikrâmât-ı Rahmâniye, hizmetin makbuliyetine bir alâmet olduğundan, nefs i emmâre karışmamak şartıyla ruhumla kabul ederim. Her neyse, bu mesele bu kadar kâfi.

Saniyen: Eski Harb-i umumîde Pasinler Cephesinde şehid merhum Molla Habib’le beraber Rusya’ya hücum niyetiyle gidiyorduk. Onların topçuları bir iki dakika fasılayla bize üç top güllesi atıyordu. Üç gülle tam başımızın iki metre üstünden geçip, arkada dere içine saklanan askerimiz görünmedikleri halde geri kaçtılar. Tecrübe için dedim:

“Molla Habib, ne dersin, ben bu gâvurun güllesine gizlenmeyeceğim.”

O da dedi: “Ben de senin arkandan çekilmeyeceğim.”

İkinci top güllesi pek yakınımızda düştü. Hıfz-ı İlâhî bizi muhafaza ettiğine kanaatle Molla Habib’e dedim:

“Haydi ileri! Gâvurun top güllesi bizi öldüremez. Geri çekilmeye tenezzül etmeyeceğiz” dedim.

Hem Bitlis muhasarasında ve avcı hattında Rusun üç güllesi öldürecek yerime isabet etti. Biri de şalvarımı delip, iki ayağımın arasından geçip o tehlikeli vaziyette sipere oturmaya tenezzül etmemek bir hâlet-i ruhiye taşıdığımdan, arkadan kumandan Kel Ali, Vali Memduh Bey işittiler, “Aman çekilsin veya sipere otursun” dedikleri halde, “Bu gâvurun gülleleri bizi öldürmeyecek” dediğim ve hiçbir ihtiyat ve tedbire ehemmiyet vermeyerek o gençlik zamanında, o zevkli hayatımın muhafazasına çalışmadığım halde, şimdi seksen yaşına girdiğim halde gayet derecede bir ihtiyat ve hayatımı muhafaza, hattâ vesvese derecesinde tehlikelerden çekinmek hâleti acip bir tezat göründüğünden, elbette o gençlik hayatını pervasızca feda etmek, bir iki sene ihtiyarlık ve zevksiz hayatını bu derece muhafaza etmek büyük bir hikmet içindir. Ve iki üç kudsî maksat, içinde vardır:

Birincisi: Gizli, gayr-ı resmî ve bir kısım resmî, insafsız düşmanlarımızın desiseleriyle Nur şakirtlerinin bedeline bütün hücumları benim şahsıma ve benimle meşgul olmasına ve bilmeyerek ehemmiyeti benden bilmekle Nur şakirtlerinin bir derece desiselerden ve hücumlardan kurtulmalarına bu ihtiyar ve perişan hayatım vesile olduğundan, Eski Said’in on gençlik hayatı kadar kardeşlerimin hatırı için şimdilik ona muvakkaten ehemmiyet veriyorum.

Eğer ben ortadan çekilsem, bana verdiği zahmet, ruhumdan ziyade sevdiğim has kardeşlerime verilecekti. O halde, bir zahmet, yüz adet zahmet olurdu.

İkincisi: Gerçi has kardeşlerim herbirisi mükemmel bir Said hükmünde Nura sahiptirler. Fakat ihlâstan sonra en büyük kuvvetimiz tesanüdde bulunduğundan; ve meşreplerin ihtilâfıyla, hapiste olduğu gibi, bir derece tesanüd kuvveti sarsılmasıyla hizmet-i Nuriyeye büyük bir zarar gelmesi ihtimaline binaen; bu biçare ihtiyar hasta hayatım, tâ Lem’alar, Sözler mecmuası da çıkıncaya kadar ve korkaklık ve kıskançlık damarıyla hocaları Nurlardan ürkütmek belâsı def oluncaya kadar ve tesanüd tam muhkemleşinceye kadar o hayatımı muhafazaya bir mecburiyet hissediyorum. Çünkü uzun imtihanlarda mahkemeler, düşmanlarım, benim gizli ve mevcut kusurlarımı göremediklerinden, hıfz-ı İlâhî ile bütün bütün beni çürütemediklerinden, Risale-i Nur’a galebe edemiyorlar. Fakat hayat-ı içtimaiyede çok tecrübelerle mahiyeti bilinmeyen, benim vârislerim genç Said’lerin bir kısmını, Nurun zararına iftiralarla çürütebilirler diye o telâştan bu ehemmiyetsiz hayatımı ehemmiyetle muhafazaya çalışıyorum. Hattâ yanımda bir rovelver varken, ikinci bir kuvvetli rovelver daha tedarik etmeye lüzum gördüm. Düşmanların zehirleri kardeşlerimin duasıyla kırıldıkları gibi, sâir suikastları dahi inşaallah akîm kalacaktır.

Ezcümle: İki saat kamer tamamıyla tutulduğu aynı gecede, gizli düşmanlarım Ankara’dan bizden Nur mecmuaları istemeleri üzerine buraya gelen iki adam, birden otuz altı mecmua gönderdiğimizin aynı ikinci gününde tahminlerince daha gönderilmemiş diye, hem o kitaplar nerede olduğunu bilmek ve Afyon’daki resmî ve makam sahibi bir iki masona haber vermek ve taharrî ettirmek ve kilitli olan iki odamda yemek ve içmek kaplarıma zehir atmak için, fevkalâde bir tarzda dama çıkmışlar ve iki odanın herbirinin bir penceresini kırmadan acip bir tarzda açıp içeriye girmişler. Benim yattığım oda ise arkasından sürgülü olmasından bana suikast edememişler. Hıfz-ı İlâhî ve inayet-i Rabbaniye onların eline bir uç vermedi.

Ben daha lüzumlu şeyler yazacaktım. Fakat rahatsızlık “Yeter!” dedi. Her vakit ihtiyat, ihlâs, tesanüd, sebat, sarsılmamak ve vazifemizi yapmak ve vazife-i İlâhiyeye karışmamak “sırran tenevveret” düsturuna göre hareket etmek ve telâş ve meyus olmamak lâzım ve elzemdir. Hem tekrar derim:

Nur şakirtleri gibi pek az zahmetle pek çok kıymettar hizmet ve pek çok mânevî kazanç elde edenler tarihlerde görülmüyor. Ağır şerait altında bazan bir saat nöbet bir sene ibadet hükmüne geçtiği misilli, inşaallah Nurcuların hizmet-i imaniye ve Kur’âniyedeki saatleri yüzer saat hükmünde hayırlar kazandırır.

Umum kardeşlere ve hemşirelere selâm ve iki cihanda
selâmetlerine dua eden ve dualarını isteyen kardeşiniz

. . . Hakikî fedakâr Zübeyir, en lüzumlu ve hizmete şiddet-i ihtiyacım zamanında buraya imdadıma geldi. Yoksa Isparta’dan o sistemde birisini isteyecektim.
• • •

( 8 )( 10 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Emirdağ Lâhikası - II  ( 9 )  

Lügatler

Geri

alâmet : belirti, işaret
aşikâre : açıkça
bâki : devamlı, kalıcı, ölümsüz
berzah : kabir âlemi
biçare : çaresiz
cilve : görüntü, yansıma
cinnî : cin taifesinden, cinler
cüz’î : küçük, az, ferdî
dünyevî : dünya ile ilgili
ehl-i riyâzet : nefsini kıranlar; fani şeylerden nefsini çekenler
evliya : Allah dostları, veliler
fâni : geçici olan, ölümlü
fasıla : ara
hakikî : asıl, gerçek
hasenat : sevaplar, iyilikler, güzellikler
hizmet-i imaniye : iman hizmeti
hizmet-i kudsiye : kutsal hizmet
Hizmet-i Nuriye : Risale-i Nur Hizmeti
hüddam : hizmette bulunanlar
hürmeten : saygı duyarak
hüsn-ü zan : güzel düşünce
ihlâs : ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet
ikrâmât-ı Rahmâniye : rahmeti sonsuz olan Allah tarafından gönderilen ikramlar
inayet : yardım, ihsan, lütuf
kâfi : yeterli
kast : amaç, hedef
kat’iyen : kesin olarak
makbuliyet : beğenilmeye, kabul olunmaya lâyık olma
muhalif : aykırı, zıt
nefis/nefs-i emmâre : insanı daima kötülüğe, hazırdaki zevk ve isteklere sevk eden duygu
Pasinler Cephesi : Birinci Dünya Savaşı’nın ilk çıktığı sıralarda Erzurum yakınlarındaki Pasinler yöresinde Ruslar’a karşı açılan cephe
perişaniyet : perişanlık
ruhânî : maddî yapısı olmayan ruh âlemine ait varlık
saniyen : ikinci olarak
sarf etmek : harcamak, kullanmak
sırr-ı ihlâs : ihlâs sırrı, özü
suret : biçim, şekil
şehid : Allah yolunda canını feda eden Müslüman
târikü’d-dünya : dünyayı terk eden
temessül etmek : belirmek, görünmek
uhrevî : ahirete ait
acip : acayip, şaşırtıcı
bedel : karşılık
biçare : çaresiz
binaen : dayanarak, dolayı
desise : hile, aldatma
feda etmek : uğruna her şeyi gözden çıkarmak
gâvur : kâfir, Allah’ı veya Onun bildirdiği kesin olan şeylerden herhangi birini inkâr eden kimse
gayr-ı resmî : devletin olmayan
hâlet : durum, hâl, vaziyet
hâlet-i ruhiye : ruh hâli
has : özel; kıymetli ve ileri gelen mühim yakınlardan olan
hıfz-ı İlâhî : Allah’ın koruması, himayesi
hikmet : gaye, fayda, sır
hizmet-i Nuriye : Risale-i Nur hizmeti
ihlâs : ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet
ihtilâf : anlaşmazlık, uyuşmazlık
ihtiyat : önlem alma, tedbirli hareket etme
insafsız : vicdansız
isabet etmek : vurmak, hedefe varmak
kanaat : razı olma, inanma
kudsî : kutsal
mecmua : kitap
meşrep : hareket tarzı, metot
muhasara : kuşatma
muvakkaten : geçici olarak
pervasızca : korkusuzca
şakirt : talebe, öğrenci
tenezzül etmek : inmek, alçalmak
tesanüd : dayanışma
tezat : zıt, zıtlık
Vali Memduh Bey : Birinci Dünya Savaşı esnasında, Rus ordusunun muhasarasına karşı verilen savaşta Üstad Bediüzzaman’la birlikte harbetmiştir
vaziyet : durum, hâl
acip : acayip, şaşırtıcı
akîm : neticesiz, sonuçsuz
belâ : musibet, sıkıntı
def olma : ortadan kalkma, uzaklaşma
elzem : çok gerekli olan
ezcümle : bu cümleden, meselâ, örneğin
galebe etmek : üstün gelmek
hayat-ı içtimaiye : sosyal hayat
hıfz-ı İlâhî : Allah’ın koruması, himayesi
hıfz-ı İlâhî : Allah’ın koruması, himayesi
hizmet-i imaniye ve Kur’âniye : iman ve Kur’ân hizmeti
ihlâs : ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet
ihtiyat : önlem alma, tedbirli hareket etme
inayet-i Rabbaniye : her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın yardımı, şefkâti
inşaallah : Allah’ın dilemesiyle, izniyle
kamer : ay
kıymettar : kıymetli, değerli
mahiyet : asıl, esas, nitelik
mecmua : kitap
mevcut : var
meyus : ümitsiz
misil : benzer, gibi
muhafaza : koruma
muhkem : sağlam, kuvvetli
rovelver : tabanca, küçük silâh
sâir : diğer, başka
sebat : kararlı olma
sırran tenevveret : gizli ve sır perdesi altında parlama, hizmeti yaygınlaştırma
suikast : komplo, sinsi öldürme plânı
şakirt : talebe, öğrenci
şerait : şartlar
taharrî ettirmek : araştırtmak, inceletmek
tedarik etmek : elde etmek
tesanüd : dayanışma
vâris : mirasçı
vazife-i İlâhiye : Allah’a ait olan iş, Allah’ın görevi

Geri