Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Hapsin lâtif bir hâtırası!

Hapislerde, hususan Afyon hapsinde eski, zâlim müstebitlerin aldatmak suretinde arasıra af bahsini etmesinden, biçare mahpuslar benden soruyordular: “Acaba af olacak mı?”

Ben de derdim: Bu zâlimler aldatıyorlar. Fakat Nur şakirtleri madem mahpuslara teselli vermek ve yüzde doksanını namaz kıldırmak hikmetiyle üç defa hapse girdiler. Rahmet-i İlâhiyeden kuvvetli ümit ederim ki, hapislerin tam bir afla çıkmasına bir alâmet olduğuna kuvvetle ümit ve müjde ediyorum. Çok defa çok adamlara bu teselliyi veriyordum. Cenâb-ı Hakka hadsiz şükrolsun ki, kahraman Demokratlar o ümit ve ihbarlarımı tasdik ettirip, keyfî, tarafgirâne bazı kanunların bahanesiyle ve garazkâr bazı memurların tarafgirlik hesabına bahanelerle ezilen çok mâsum mahpusları azaptan kurtarmaya vesile oldular. Ve milletin cür’etkâr kısmını kendine ve âsâyişe taraftar ettiler. O vesileyle, pek çok mahpuslar Nurlara ve Nurculara cidden alâkadarlık sebebiyle tamamıyla ıslah-ı hal edip vatan ve millete değil muzır, belki birer hizb ve uzv-u nâfi hükmüne geçtiler.
Said Nursî

• • •

( 45 )( 47 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Emirdağ Lâhikası - II  ( 46 )  

Lügatler

Geri

âhiret : öteki hayat; öldükten sonraki sonsuz hayat
alâmet : belirti, işaret
bahis etmek : bir konu üzerinde söz söylemek, konuşmak
biçare : çaresiz
binaen : dayanarak
defter-i a’mâl : amel defteri
dindârâne : dindarca
ebedî : sonsuz
fedakârâne : fedakârca
fıtrî : doğal
hakikat : asıl, esas
hakikî : gerçek
hâlet : durum, hâl
hasenat : iyi ameller, hayırlar
hasene : iyilik
haşiye : dipnot
hemşire : kız kardeş
hikmet : gaye
hususan : bilhassa, özellikle
kat’î : kesin
keyf-i dünyevî : dünya keyfi
lâtif : güzel, hoş
mahpus : hapsedilmiş, tutuklu
meyil : eğilim, istek
meyl-i fıtrî : doğuştan gelen meyil, arzu
mukabil : karşılık
muvafık : uygun
muvakkat : geçici
mücerret : bekar
müstebit : baskıcı, diktatör
nefsânî : nefsin hoşuna gider şekilde
Rahmet-i İlâhiye : Allah’ın herşeyi kuşatan sonsuz rahmeti
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk
salih : iyi işler yapan, dinin emirlerine uyan kimse
sevk etme : yönlendirme
seyyiat : kötülükler, günahlar
suret : biçim, şekil
şakirt : talebe, öğrenci
şefaat : af için aracılık yapma
terbiye-i İslâmiye : İslâm terbiyesi, eğitimi
terbiye-i medeniye : çağdaş eğitim
teselli vermek : avutmak, acısını dindirmek
Tesettür Risalesi : örtünmeyle ilgili risale; Yirmi Dördüncü Lem’a
valide : anne
zaife : zayıf
zâlim : zulmeden, acımasız
zevc : erkek eş, koca

Geri