Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

(Bazı gazetelerde çıkan yalanlar hakkındaki bir tekzibi berâ-yı malûmat gönderiyoruz.)

Bazı muhalif gazeteler, Risale-i Nur talebelerine tekrar “tarikat kurmuşlar” ittihamını yaptıklarını gördük. Bunun hakikatle hiçbir alâkası yoktur. Bu husus Risale-i Nur dâvâsını gören 10’a yakın Ağır Ceza Mahkemesinin kat’iyet kesb etmiş kararlarıyla sabittir.

Hem tarikata dair en küçük bir emareye vaktiyle müsadere edilip sonra bilâ-kayd ü şart sahiplerine iade edilen Risale-i Nur kitapları ve mektupları arasında tesadüf edilmemiştir. Bilâkis, Üstadımız Said Nursî’nin mektuplarında ve müdafaalarında kat’î bir lisanla beyan ettiği, “Zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır. Tarikatsız Cennete giden pek çok, fakat imansız Cennete giden yoktur” ifadesi mevcuttur.

Bu sarahate ve bütün mahkeme ve müdde-i umumîlerin otuz seneden beri tarikat hususunda en küçük bir delile tesadüf edememelerine mukabil, dini ortadan kaldırmak isteyen ve bugünkü İslâmî inkişafı bir türlü hazmedemeyen, dine lâkayt, hattâ aleyhindeki bir güruh hakikat-i İslâmiyete tarikat namını verip kendi efkârları lehine bu vatanda bir zemin ihzar etmek peşindedirler. Elbette her defasında olduğu gibi, gizli dinsizlerin entrikalarıyla, plânlarıyla ihdas edilen bu vâkıa, bu vatan ve milletin lehine olarak tecellî edecektir. Ve Aydın ve Nazilli mahkemeleri de adaletli seleflerine ittibaen Nur şakirtlerini tebrie edeceklerdir.

Risale-i Nur’un bütün vatan sathında ve hattâ âlem-i İslâm ve Avrupa’nın pek çok yerlerinde hüsn-ü kabule mazhar olması ve Türkleri, âlem-i İslâmla eski ittihada muvaffak edecek bir dünyevî semeresi Nur şakirtlerinin niyetlerinde olmadan netice vermesi ve hükûmetin bizzat İslâmiyete, dine, vicdan hürriyetine tam kıymet verip eski hükûmetin tahribatlarını tamire çalışması ve mukaddesata tecavüz edenlerin tenkîli hakkında bir kanun çıkarmaya teşebbüsü gibi müsbet ve ferahlatıcı pek çok hâdisâtın aynı anında o asılsız meselenin ihdası, hükûmetin ve İslâmiyetin aleyhinde olanların mahsulü olduğunda asla şüphe etmiyoruz.

Yalanlarının birkaç delili de şunlardır:

Üstadımız Said Nursî için “Bir şah ve bir padişah gibi yaşamakta ve gelen yardımlarla geçinmektedir” diye o vicdansızlar ap açık bir iftirada bulunmuşlardır. Said Nursî, amcasının çorbasını dahi içmemiş olup, hayatında kimsenin minneti altında kalmayıp, beş bin lira hediyeye beş para değer vermeden red ve iade eden, hayatındaki istiğna düsturunu en zâlimâne muameleler ve mahrumiyetler içinde kaldığı zamanlarda dahi bozmayan ve böylece izzet-i İslâmiye ve şeref-i diniyeyi muhafaza etmiş olan bir zâttır.

Evet, Üstadımızın, halkların hediyesini kabul etmemek düsturu, seksen senelik hayatıyla sabit olduğu ve otuz senelik müteaddit mahkemelerde dahi vesikalarla tahakkuk etmiş, dost ve düşmanın gözleri önünde zahir olmuştur. Bu bedihî hakikatin herkesçe bilindiği bir zamanda böyle ittihamda bulunanların ne kadar dehşetli garazkâr olduklarını ehl-i vicdanın takdirlerine bırakıyoruz.

Ankara hükûmetinin adaletiyle Üstadımız Said Nursî’nin Risale-i Nur eserleri basılmaktadır. Hissesine düşen bir miktar kitap fiyatlarını Üstadımız, hayatını Nurlara vakfedip nafakasını çıkaramayan Nur talebelerine tayın olarak vermektedir. Kendisi de bugün artık herkesin malûmu olmuş olan âzamî bir iktisat ve kanaatle yaşamaktadır. Ve bütün ömrü boyunca fevkalâde bir iktisat dairesinde kendini idare ettiğine, seksen senelik hayatını bir şahid-i sadık olarak gösteriyoruz.

Halkı Demokrat hükûmet aleyhine geçirmek plânlarını takip eden muhtelif gazetelerin diğer bir zahir yalanları ise, Nazilli’de iki mübarek adamın Ramazan-ı Şerif hakkındaki hasbihalini “İslâmî bir devlet kurmak” gibi siyasetvâri bir tarzda tebdil edivermeleri, o sahte siyaset bezirgânlarının, çocukları dahi kandıramayacakları acemice bir iftira ve bir uydurmalarından ibarettir. Böyle yalanları yapmakla hangi maksatlarının istihsaline çabaladıkları kimsenin meçhulü değildir.

Nazilli’ye hiç gitmemiş olan, orada bir kimseyi tanımayan, kırk seneden beri 1اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَالسِّيَاسَةِ deyip, siyasetle alâkasını kesen, yalnız ve yalnız Kur’ân ve iman hakikatleriyle imanı kurtarmak dâvâsına ömrünü hasreden, bunun haricinde dünyevî şeylerle alâkadar olmayan, seksen yedi yaşında, daima yatakta olan, zehirli hastalıkların tesiratıyla ölüm nöbetleri geçirip “Kabir kapısındayım” diyen ve sükûnet ve istirahate pek muhtaç olan Said Nursî gibi bir İslâm müellifini böyle siyasî iftiralarla mevzubahs etmek, çok vecihlerle vicdansızlıktır. Müthiş bir gaddarlıktır. Âdi bir yalancılık derekesine sukuttur.

Herhangi bir din âlimine, bir bahane ile peygamberlik isnadını yapmak, doğrudan doğruya İslâmiyete bir taarruz ve Kur’ân’a bir ihanettir.

Üstadımız Said Nursî bütün ömrü müddetince Sünnet-i Seniyeye ittibâ etmiş ve bir Sünnet-i Seniyeye muhalif hareket etmemek için idam cezalarını hiçe saymış ve Sünnet-i Seniyeyi ihya ve imanı muhafaza uğrunda yüz otuz parça eser telif etmiştir. Hunhar din düşmanlarına karşı hayatını istihkar ederek mücahede etmiş ve nihayet muvaffak ve muzaffer olmuştur.

Evet, ittibâ-ı sünnet-i Ahmediyeye dâir yazdığı bir eseri otuz seneden beri binlerce nüsha neşrolmuştur. Fahr-i Kâinat, Resul-i Ekrem (a.s.m.) Efendimizin son ve hak peygamber olduğuna dair muazzam bir eseri olan Mu’cizât-ı Ahmediye kitabı da meydandadır. Hakikat-ı hal böyle olduğu halde, Said Nursî’ye böyle bir ittihamı yapanların, hak ve hakikatten, insaf ve vicdandan ne kadar uzak oldukları kıyas edilsin. Bu ittihamı yapmak, şeytanların bile hatırından geçmez.

Bu hâdisenin bir sebebi şu olmak kavîdir ki, Risale-i Nur, aile hayatına büyük bir fâide verip hanımların iffet ve namus ve ismetle ve saadetle hayat geçirmelerini temin ettiğinden, kadınlar Risale-i Nur’a çoklukla rağbet göstermektedirler. Buna bir hüsn-ü misal olarak hanımların neşrolunan birkaç makalesini din düşmanları görmüşler ve bolşeviklik hesabına birtakım uydurma bahanelerle hücuma geçmişlerdir. Fakat asla muvaffak olamayacaklardır. Onların maksatlarının tam aksine olarak Risale-i Nur’un neşriyatı erkek ve kadınlar arasında harika bir tarzda inkişaf etmektedir ve edecektir.

Hastalığı münasebetiyle hizmetinde bulunan
Tâhirî, Zübeyir, Ceylân, Bayram, Sungur, Rüştü

• • •

( 136 )( 138 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Emirdağ Lâhikası - II  ( 137 )  

Lügatler

Geri

âlem-i İslâm : İslâm dünyası
berâ-yı malûmat : bilgi ve malumat için, bilgi vermek için
beyan etmek : açıklamak
bilâ-kayd ü şart : kayıtsız, şartsız
bilâkis : aksine, tersine
efkâr : fikirler
emare : belirti
güruh : grup, topluluk
hâdisât : hâdiseler, olaylar
hakikat : gerçek
hakikat-i İslâmiyet : İslâmiyet hakikati
hüsn-ü kabul : güzel kabul
ihdas : olay çıkarma, olay meydana getirme ve icad etme
ihzar etmek : hazırlamak
inkişaf : açığa çıkma, açılma
ittibaen : tabi olarak, uyarak
ittihad : birleşme, birlik
kat’î : kesin
kesb etme : kazanma
lâkayt : duyarsız, ilgisiz
mazhar olma : erişme, nail olma
muhalif : aykırı, zıt, karşıt
mukabil : karşılık
mukaddesat : kutsal olan şeyler, dinî değerler
muvaffak etmek : eriştirmek, başarmasını sağlamak
müdafaa : savunma
müdde-i umumî : savcı
müsadere : suç karşılığı olarak, malın tamamına ya da bir bölümüne el konulması
müsbet : olumlu
sarahat : açıklık
satıh : yüzey
selef : kendisinden önceki, aynı meslekte daha önce görev yapmış olan
semere : meyve, netice
şakirt : öğrenci, talebe
tahribat : tahripler, yıkıp bozmalar
tarikat : İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen tasavvuf yolu
tebrie etmek : bir kimseyi şüpheden ve zan altından kurtarmak
tecavüz : saldırı, haddini aşma
tecellî etmek : görünmek, yansımak
tekzib : yalanlama
tenkîl : cezalandırma
vâkıa : olay, hâdise
Ankara hükûmeti : Demokrat Parti Hükümeti
âzamî : büyük
bedihî : açık, aşikâr
bezirgân : mesleğini sadece kazanç için kullanan kimse
düstur : prensip, kural
ehl-i vicdan : vicdanlılar, insaflılar
garazkâr : kötü niyet sahibi, art niyetli
hakikat : gerçek
hasbihal : sohbet
istiğna : ihtiyaç duymama, tok gönüllülük
istihsal : elde etme, ele geçirme
ittiham : suçlama
izzet-i İslâmiye : İslâmın izzeti, şeref ve yüceliği
kanaat : Allah’ın nasip ettiklerine razı olma, yetinme
mahrumiyet : yoksun kalma
minnet : iyilik karşısında kendini borçlu hissetme
muamele : davranış
muhafaza etmek : korumak
muhtelif : çeşit çeşit
müteaddit : bir çok, çeşitli
nafaka : geçim için gerekli olan şey
Ramazan-ı Şerif : mübarek, şerefli Ramazan ayı
siyasetvâri : politika yaparak; siyasî bir ifâde ve tavırla
şahid-i sadık : doğru sözlü şahit, tanık
şeref-i diniye : dinin şerefi
tahakkuk etmek : gerçekleşmek
tayın : Risale-i Nur hizmetinde devamlı bulunan kimselere verilen nafaka veya bedeli
tebdil etmek : değiştirmek
vesika : belge
zahir : açık, görünen
zâlimâne : zalimce
dereke : aşağı derece
Fahr-i Kâinat : kâinatın kendisiyle övündüğü zât olan Peygamberimiz (a.s.m.)
gaddarlık : acımasızlık
hakikat-ı hâl : durumun gerçek yönü
hunhar : kana susamış, kan dökücü
hüsn-ü misal : güzel örnek
iffet : namus
ihya : hayat verme, diriltme
inkişaf etmek : açığa çıkmak
ismet : günahsızlık, masumluk
isnad : dayandırma
istihkar ederek : küçümseyerek
ittibâ etmek : tabi olmak, uymak
ittibâ-ı sünnet-i Ahmediye : Peygamberimizin (a.s.m.) söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensiplere tabi olmak, uymak
ittiham : suçlama
kavî : güçlü, kuvvetli
mevzubahs etmek : bahis mevzusu etmek
Mu’cizât-ı Ahmediye : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) gösterdiği mu’cizelerin anlatıldığı bir eser; On Dokuzuncu Mektup
muazzam : azametli, çok büyük
muhalif : aykırı, zıt
muvaffak : başarılı olma, erişme
muzaffer : zafer kazanmış, galip
mücahede etme : cihad etme, din uğrunda çaba harcama
müellif : yazar
neşriyat : yayınlar, basılıp dağıtılan eserler
neşrolmak : yayılmak
nihayet : sonunda
nüsha : kopya
Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
saadet : mutluluk
sukut : alçalış, düşüş
sükûnet : sakin ortam, sakinlik
Sünnet-i Seniye : Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
taarruz : saldırı
tab : baskı, basma
telif etmek : yazmak
temin etmek : sağlamak
tesirat : tesirler, etkiler
vecih : yön

Geri

Dipnotlar

Geri

1 : Şeytanın ve siyasetin şerrinden Allah’a sığınırım.

Geri