Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Yirmi Dördüncü Mektup

يَفْعَلُ اللهُ مَا يَشَاۤءُ وَيَحْكُمُ مَا يُرِيدُ 1

SUAL: Eâzım-ı Esmâ-i İlâhiyeden olan Rahîm ve Hakîm ve Vedûd’un iktiza ettikleri şefkatperverâne terbiye ve maslahatkârâne tedbir ve muhabbettârâne taltif, nasıl ve ne suretle, müthiş ve muvahhiş olan mevt ve ademle, zevâl ve firakla, musibet ve meşakkatle tevfik edilebilir?

Haydi, insan saadet-i ebediyeye gittiği için, mevt yolunda geçtiğini hoş görelim.

Fakat bu nazik ve nazenin ve zîhayat olan eşcar ve nebâtat envâları ve çiçekleri ve vücuda lâyık ve hayata âşık ve bekàya müştak olan hayvânat taifelerini, mütemadiyen hiçbirini bırakmayarak ifnâlarında ve gayet sür’atle onlara göz açtırmayarak idamlarında ve onlara nefes aldırmayarak meşakkatle çalıştırmalarında ve hiçbirini rahatta bırakmayarak musibetlerle tağyirlerinde ve hiçbirini müstesna etmeyerek öldürmelerinde ve hiçbiri durmayarak zevâllerinde ve hiçbiri memnun olmayarak firaklarında hangi şefkat ve merhamet var, hangi hikmet ve maslahat bulunur, hangi lütuf ve merhamet yerleşebilir?

Elcevap: Dâi ve muktazîyi gösteren Beş Remizle ve gayeleri ve faideleri gösteren Beş İşaretle şu suali halleden çok geniş ve çok derin ve çok yüksek olan hakikat-i uzmâya uzaktan uzağa baktırmaya çalışacağız.

Yirmi Üçüncü MektupYirmi Beşinci Mektup
Bölümler
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Mektubat  Yirmi Dördüncü Mektup  

Lügatler

Geri

adem : yokluk, hiçlik
bekà : devamlılık ve kalıcılık
dâi : sebep, illet
eâzım-ı Esmâ-i İlâhiye : Cenâb-ı Hakkın büyük isimleri
envâ : türler, çeşit
eşcar : ağaçlar
faide : fayda
firak : ayrılık
gayet : son derece
hakikat-i uzmâ : en büyük hakikat
Hakîm : herşeyi hikmetle yaratan Allah
hayvânât : hayvanlar
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
ifnâ : öldürme, yok etme
iktiza etme : gerektirme
lütuf : iyilik, ihsan
maslahat : fayda, yarar
maslahatkârâne : bir fayda gözeterek
merhamet : şefkat, acıma
meşakkat : zorluk, sıkıntı
mevt : ölüm
muhabbettârâne : sevgi besleyerek
muktazî : gerekçe
musibet : belâ
muvahhiş : korkutucu, ürkütücü
müstesna etme : dışında tutma
müştak : istekli, düşkün
mütemadiyen : sürekli olarak
nazenin : ince, nazlı
nebâtat : bitkiler
Rahîm : merhamet ve şefkati herbir varlıkta tecelli eden Allah
remiz : ince işaret
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk
suret : biçim, şekil
şefkatperverâne : çok şefkatli ve merhametli bir şekilde
tağyir : değiştirme
taife : topluluk
taltif : güzellikle muamele etmek
tedbir : idare etme
tevfik etmek : bağdaştırmak
Vedûd : kullarını çok seven ve şefkat eden, kendisine çok sevgi beslenen Allah
vücud : varlık, var oluş
zevâl : kaybolma, yok olma
zîhayat : canlı

Geri

Dipnotlar

Geri

1 : Allah dilediğini yapar ve dilediği gibi hükmeder. İbrâhim Sûresi, 14:27; Mâide, 5:1.

Geri