Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Lâkin, burada iki nokta-i mühimme vardır:

Birincisi: Şu istidadın meyelânı ile intihap olunan ve bir derece hakikati tazammun eden ve ekalliyette kalan kavl, nefsülemirde mukayyed ve o istidat ile mahsus olduğu halde, sahibi ihmal edip mutlak bıraktı; etbâı iltizam edip tamim etti. Mukallitleri taassup edip, o kavlin hıfzı için muhaliflerin red ve hedmine çalıştılar. Şu noktadan müsademe, müşağabe, cerh ve red o derece meydan aldı ki, ayakları altından çıkan toz ve ağızlarından feveran eden duman ve lisânlarından püsküren berkler, şimşekli ve bazan rahmetli bir bulut şems-i İslâmiyetin tecellîsine bir hicap teşkil etmiştir. Lâkin ziya-yı şemsten tefeyyüz etmesine istidat bahşeden rahmetli bulut derecesinde kalmadı. Yağmuru vermediği gibi, ziyayı dahi men etmektedir.

İkinci nokta: Ekalliyette kalan kavl, eğer içindeki hakikat ve mağz, onu intihap eden istidatlardaki heves ve hevâ ve mevrus ayineye ve mizacına galebe çalmasa, o kavl bir hatar-ı azîmde kalır. Zira istidat onunla insibağ edip, onun muktezasına inkılâp etmek lâzımken, o onu kendine çevirir ve telkih eder, kendi emrine musahhar eder. İşte şu noktadan hüdâ hevâya tahavvül ve mezhep mizaçtan teşerrüb eder. Arı su içer, bal akıtır. Yılan su içer, zehir döker.

Fakat kaviyyen ümit ederim ki, kâinatta şu meclis-i âli, şu meczup sergerdan küre şehrinde millet-i insaniyede ve âdem kavminde, ulema-i İslâm âlemi, bir meclis-i meb’usan-ı mukaddese hükmüne geçecektir. Selef ve halef, asırlar üstünden birbirine bakıp, mabeynlerinden bir encümen-i şûrâ teşkil edeceklerdir.

Önceki Sayfa  Sonraki Sayfa
İşârâtŞuâât
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Tulûât  

Lügatler

Geri

âdem : insan
âyine : ayna
bahşetme : bağışlama, verme, ihsan etme
berk : şimşek
cerh : yaralama
ekalliyet : azınlık
encümen-i şûrâ : istişare heyeti, meclis danışma kurulu
etbâ : tebalar; halklar, yönetilenler
feveran etmek : coşarak fışkırmak
galebe çalmak : üstün gelmek
halef : sonraki; bir görevde veya makamda sonra gelen kimse veya kimseler
hatar-ı azîm : büyük tehlike
hedm : yıkma, harap etme
hevâ : faydasız ve gelip geçici arzular
hıfz : koruma, saklama
hicap : örtü, perde
hüdâ : hidayet, doğru yol olan hak din, İslâmiyet
iltizam etme : sarılma, bağlanma, gerekli kılma
inkılâp etmek : dönüşmek
inkişaf : gelişme, içindeki sır ve potansiyelin açığa çıkması
insibağ etmek : boyanmak
intihap etme : seçme
intihap olunan : seçilen
istidat : kâbiliyet, yetenek
kavim : millet, topluluk
kaviyyen : güçlü bir şekilde
kavl : söz
lâkin : ama, fakat
mabeyn : ara
mağz : öz, iç
mahsus : has, özel
meclis-i âli : yüksek meclis
meclis-i meb’usan-ı mukaddese : kutsal milletvekilleri meclisi
meczup : cezbeye kapılmış, kendinden geçmiş
men etmek : yasaklamak
mevrus : irsî, kalıtım olarak geçen
meyelân : eğilim, bir tarafa veya birşeye eğilim gösterme
mezhep : tutulan yol, usul
millet-i insaniye : insanlık taifesi, topluluğu
mizaç : huy, tabiat, karakter
muhalif : karşı görüş sahibi
mukallit : taklitçi
mukayyed : kayıtlı, sınırlı
mukteza : birşeyin gereği
musahhar etmek : boyun eğdirmek
mutlak bırakma : bir sınır ile sınırlamama, serbest bırakma
müsademe : çarpışma, çatışma
müşağabe : kavga, patırtı, gürültü çıkarma
Nasraniyet : Hıristiyanlık
nefsülemir : bir işin aslı, gerçeği
nokta-i mühimme : önemli nokta
rahmetli : yağmurlu; içinde İlâhî şefkât ve merhameti taşıyan
selef : önceki; bir görev ve makamda önce gelen kimse veya kimseler
sergerdan : başı dönmüş, şaşkın
şems-i İslâmiyet : İslâmiyet güneşi
taassup : aşırı derecede körü körüne bağlanmak, şiddetli taraftarlık
tahavvül etme : dönüşme
tamim etmek : genelleştirmek, umuma ait kılmak
tazammun etme : içine alma
tecellî : yansıma, görünme
tefeyyüz etme : feyizlenme, feyiz ve bereket alma
telkih : aşılama
teşerrüb etme : içme, (mcz.) beslenme; karakter hâline gelme, meşrepleşme
ulema-i İslâm âlemi : İslâm âlimleri dünyası
ziya : ışık
ziya-yı şems : güneş ışığı

Geri