Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Muvasalatımın ilk gecesi pederimin misafirlerine tahsis eylediği odaya devam eden zevâta, mütevekkilen alâllah, akşamla yatsı arasında Risale-i Nur’u okumaya başladım.

Sevgili Üstadım; evvelce arzettiğim veçhile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum. O da, Üstadım olan dellâl-ı Kur’ân’ın vazife-i memure-i mâneviyesini ifâda kendilerine pek cüz’î bir yardım ve Kur’ân hesabına cüz’î bir hizmetkârlıktan ibarettir. Orada bulunduğunuz müddetçe Hazret-i Kur’ân’dan hakikat-i iman ve İslâm hesabına vaki olacak istihraç ve tecelliyattan mahrum bırakılmamaklığımı hassaten istirham ediyorum.

İnşaallah, müstecap olan duanızla Allahü Zülcelâl, Risale-i Nur hizmetinde ümit ve arzu ettiğim neticeye vasıl, merhum ve mağfur Abdurrahman gibi âhir nefeste iman ve tevfik ve saadet-i bâkiyede iki cihan serveri Nebiyy-i Ekremimiz Muhammedeni’l-Mustafa (sallâllahu teâlâ aleyhi ve sellem) Efendimize ve siz muhterem Üstadımın arkasında ve yakınında komşuluk vermek suretiyle âmâl-i hakikiyeye nâil buyurur.

Risale-i Nur gerçi zahiren sizin eserinizdir. Fakat nasıl ki, Kur’ân-ı Mübîn Allah’ın kelâmı iken Seyyid-i Kâinat, Eşref-i Mahlûkat Efendimiz nâsa tebliğe vasıta olmuştur; siz de bu asırda yine o Furkan-ı Azîmin nurlarından bugünün karma karışık sarhoş insanlarına emr-i Hak’la hitap ediyorsunuz. Öyleyse, O Hakîm-i Rahim, size bu eseri yaptırtan o Nurları ayak altında bıraktırmaz. Elbette ve elbette fânilerden, belki de hiç ümit edilmediklerden sahipler, hafızlar, ikinci, üçüncü, hattâ onuncu derecede mübelliğler, naşirler halk buyurur itikadındayım.

Hulûsi

• • •

( 2 )( 4 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Barla Lâhikası  ( 3 )  

Lügatler

Geri

arz etmek : sunmak
bâki : devamlı, kalıcı
bîçare : çaresiz, zavallı
cevher : birşeyin özü, esası, temeli
cüz’î : az, sınırlı
Dellâl-ı Kur’ân : Kur’ân’ı ilân eden, tanıtan, ona hizmet eden
ebeden : sonsuza kadar
evvelce : daha önce
füyuzât : feyizler, mânevî bolluk ve bereketler
hakikat-i iman ve İslâm : imana ve İslâma ait olan gerçek, esas
hassaten : özellikle
hayat-ı bâkiye : devamlı ve kalıcı olan âhiret hayatı
Hazret-i Kur’ân : Kur’ân-ı Kerim
hizmetkâr : hizmetçilik
Hulûsi :
idam-ı ebedî : dirilmemek üzere sonsuz yok oluş
ifâ : yerine getirme
ihdâ buyurmak : sunmak
inâyet-i Hak : herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah’ın yardımı
istihraç : delillerden hareketle hüküm çıkarma
istirham etme : rica etme
itibârî : gerçekten öyle olmadığı hâlde öyle sanılan ve insanlar tarafından öyle kabul görmüş olan
izhar etmek : göstermek, açıklamak
kâfi : yeterli
keyfiyet : özellik, nitelik
mezun : izinli
muhabbet : sevgi
mutasavver : hayal edilen
muvasalat : vasıl olma, ulaşma, varma
müddet-i hayat : hayat süresi; ömür
müştak : aşk derecesinde düşkün, bağlı
mütevekkilen alâllah : Allah’a sığınarak, tevekkül ederek
nihayetsiz : sonsuz, sınırsız
suret : şekil
tahsis eyleme : özel olarak hazırlama
takvîm buyurma : bir şeyi güçlü bir şekilde yerleştirme, kurma
talebe : öğrenci
tebliğ : bildirme
tecelliyat : tecellîler; yansımalar
tefhim : anlaşılmasını sağlama
temin edilmek : sağlanmak
vaki olma : meydana gelme
vazife-i memure-i mâneviye : mânevî memuriyet görevi
veçhile : şekilde
zevât : zâtlar, kişiler
acz : acizlik, güçsüzlük
âhir : son
âli : yüce
Allahü Zülcelâl : büyüklük ve haşmet sahibi olan Allah
âmâl-i hakiki : âhiret mutluluğunu netice veren gerçek ameller; Risale-i Nur hizmeti
iki cihan serveri : dünya ve âhiretin reisi, önderi
edâ etmek : yerine getirmek
emr-i Hak : Allah’ın emri
Eşref-i Mahlûkat : varlıkların en şereflisi
fakr : fakirlik, muhtaçlık
fâni : geçici olan, ölümlü
Furkan-ı Azîm : Hakkı bâtıldan ayıran en büyük ve muazzam kitap olan Kur’ân-ı Kerim
hafız : koruyan, saklayan
Hakîm-i Rahim : herşeyi hikmetle yapan herbir varlığa özel şefkat ve merhameti olan ve Allah
halk buyurmak : yaratmak
hitap etmek : konuşmak
Hulûsi :
inşaallah : Allah dilerse
itikad : inanç
kelâm : ifade, söz
Kur’ân-ı Azîmüşşan : şan ve şerefi yüce olan Kur’ân
Kur’ân-ı Mübîn : hak ve hakikati açıklayan Kur’ân
mağfur : Allah’ın mağfiretine kavuşmuş, günahı affolunmuş; vefat eden kişiler için kullanılır
merhum : rahmete kavuşmuş; vefat eden kişiler için kullanılır
mertebe-i velâyet : velilik mertebesi, derecesi
meslek : takip edilen yol, yöntem
meşreb : yol, metod
Muhammedeni’l-Mustafa : Muhammed Mustafa
muhterem : saygıdeğer
mübelliğ : tebliğ eden, bildiren
mürşid : doğru yol gösteren
müstecap olan : kabul edilen, cevap verilen
nâil buyurmak : erişmek, isteğe kavuşmak
nâs : insanlar
naşir : neşreden, yayan
Nebiyy-i Ekrem : insanlığın en şereflisi olan peygamber; Hz. Peygamber (a.s.m.)
netice : sonuç
nihayet : son
saadet-i bâkiye : devamlı ve kalıcı mutluluk, âhiret hayatı
sallâllahu teâlâ aleyhi ve sellem : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
Seyyid-i Kâinat : Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (a.s.m.)
Seyyidü’l-Mürselîn : Allah tarafından gönderilen Peygamberlerin Efendisi, Hz. Muhammed (a.s.m.)
tarikat : Allah’a ulaştıran yol
tarîk : yol
tebliğ : bildirme
tevfik : yardım, başarı; burada imanla vefat etme kastediliyor
ulvî : yüce
vasıl : ulaşmış, kavuşmuş
vasıta : aracı
zahiren : görünürde
zevi’l-ukul : akıl sahipleri

Geri