Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Altı sene bana kemâl-i sadakatle, hasbî olarak hizmet eden ve harika olarak benim gibi bir asabî adamı hiçbir vakit gücendirmeyen ve müsvedde kâtipliğini daima yapan Süleyman Efendinin fıkrasıdır.

Efendim Hazretleri; Evvelâ mübarek ellerinizi öper, mukaddes dualarınızı beklerim. Fakir hademeniz ve talebeniz ve kardeşiniz olan Süleyman, şimdiye kadar telif olunan mübarek Nurları birer birer mütalâa ederek her birisinden ayrı ayrı ve büyük nurlu güneş gibi ışıklar gördüm ve çok büyük istifade ettim. O nurlar uhrevî yolumu irae ettiler. Allah sizden razı olsun. Âhiret yolunda bulunan çok noksanlarımı gösterdiler, teşekküründen âcizim. O Nurları temsil ve tasvir edecek kudreti kendimde görmediğimden, ruhumu yoklayarak hissiyat-ı kalbiyemi şöyle tasvir etmeye-min gayri haddin-cür’et eyleyeceğim. Hatâ vâki olursa da affımı istirham ediyorum.

Efendim, görmüş olduğum Risale-i Nur deryâsındaki lezzet ve saâdetin dünyada hiç emsalini göremediğim gibi, kendi vicdanî muhakemem neticesinde kat’iyen anladım ki, o risaleler herbiri başlı başına ve ayrı ayrı birer tefsir-i Kur’ân’dır. Mahlûkat içerisinde hilkaten insan şeklinde ve hakikat noktasında insaniyetten sukut eden ve serâpâ mânevî yaralar içinde bulunan insanlara bu Nurların mütalâası serî, şifalı bir ilâç ve yaralarına gayet nâfi bir tiryak ve merhem olduğunu ufacık karihamla anlayabildim. Bu Nurların kıymetini zaman gösterecek ve dillerde destan olarak şark ve garbı gezecek itikadındayım.Ve inşaallah Avrupa’ya karşı dahi Kur’ân’ın ne kadar parlak bir güneş olduğunu gösterecektir. Tekrar ellerinizi öperek, duanızı isterim, efendim hazretleri.

Talebeniz
Süleyman

• • •

( 63 )( 65 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Barla Lâhikası  ( 64 )  

Lügatler

Geri

âciz : güçsüz
âhiret : öteki dünya; öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
asabî : öfkeli, sinirli
cür’et eylemek : cesâret etmek
daima : devamlı, sürekli
deryâ : deniz
emsal : benzerler
evvelâ : ilk olarak
fakir : muhtaç anlamında, tevazu ifadesi olarak “ben” yerine kullanan söz
fıkra : kısa yazı
hademe : hizmetçi
hakikat : gerçek, asıl, esas
hakikî : asıl, gerçek
hasbî : karşılıksız; sırf Allah rızası için
hilkaten : yaratılıştan, doğuştan
hissiyat-ı kalbiye : kalpteki hisleri, duyguları
insaniyet : insanlık
irae etmek : göstermek
istifade etmek : yararlanmak
istirham etmek : rica etmek
kat’iyen : kesinlikle
kemal-i sadakat : tam, eksiksiz sadakat
kudret : güç, iktidar
mahlûkat : yaratılmışlar, varlıklar
min gayri haddin : haddim olmayarak
muhakeme : değerlendirme
mukaddes : kutsal
mübarek : bereketli, hayırlı
müsvedde : temize çekilmek üzere yazma
mütalâa : okuma, detaylı inceleme
müteessif olma : esef duyma, üzülme
müthiş : dehşet veren
Nurlar : Risale-i Nur Külliyatı
nurlu : aydınlık
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un her bir bölümü
saâdet : mutluluk
tasvir etme : anlatma, ifade etme
tefsir-i Kur’ân : Kur’ân tefsiri; Kur’ân âyetlerinin çeşitli yönleriyle yorumlandığı eser
telif olunan : yazılan
temsil : analoji; kıyaslama tarzında benzetme
uhrevî : âhirete ait
vâki olma : meydana gelme
vicdanî : vicdana ait
aklen : akıl bakımından
âsâr-ı âliye : yüksek kıymete sahip olan eserler
azîm : büyük, fazla
bahşeden : veren
elhak : gerçekten
fıkra : kısa yazı
garb : batı
hakaik : hakikatler, gerçekler
hayret-bahş : hayret bahşeden
husule getirme : meydana getirme, oluşturma
huzur-u âli : yüksek huzur
i’câz-ı Kur’ân : Kur’ân’ın mu’cize oluşu; Kur’ân’ın mu’cizeliğini ispat ederek anlatan Yirmi Beşinci Söz
ihtiva etme : içerme
inkişaf : gelişme, açılma
inşaallah : Allah dilerse
itibarıyla : açısından
itikad : inanç
kalben : kalp yoluyla
kariha : fikir kuvveti, düşünce kabiliyeti, zekâ
kıymettar : kıymetli, değerli
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : açıklamalarıyla benzerini yapmaktan akılları âciz bırakan Kur’ân
Mu’cizât-ı Ahmediye : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) gösterdiği mu’cizeler; On Dokuzuncu Mektup
münderecat : bir şeyin içine yerleştirilmiş şeyler
mütalâa : okuma, detaylı inceleme
nâfi : faydalı
Nurlar : Risale-i Nur
serâpâ : tepeden tırnağa, baştan başa
serî : çabuk, süratli
sukut eden : düşen
şâheser : eserlerin şahı; üstün ve büyük eser
şark : doğu
takdim etmek : sunmak
tashih : düzeltme
tebeddülât : başkalaşmalar, değişmeler
tiryak : derman, ilâç
ulviyet : yücelik
vicdanen : vicdan bakımından

Geri