Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Sözler, yani Risale-i Ahmediye berâhinini yazarken, çok defalar kalemimi elimden bırakıp, o Asr-ı Saâdetin anlarının tahassürüyle, hicranıyla yandım. Bu hicrandan kalbim ağlamış, gönlüm coşmuş, ruhum vücudumdan ayrılarak uzaklara gitmiş. Bana tesellî tuhfeleri getirmiş.

Öyle ya, aziz Üstad, Asr-ı Saâdette değilsek, müştakıyız. Bu bize kâfi. Hazret i Muhammed’in (a.s.m.) bize bıraktığı muazzam bir mu’cizesi bugün elimizde değil mi? O kitap, bize, muhtaç ve müştak bulunduğumuz saadeti vaad etmiyor mu? Ona hâlisane sarıldığımız zaman muhtaç bulunduğumuz zevk-i mânevîyi bize vermiyor mu?

Evet, aziz Üstadım, bugün elimizde tuttuğumuz, gözümüzle gördüğümüz hakikî insanlara rehber olan o muazzam kitap, o büyük mu’cize ki, ben maddiyat içinde, dünya cereyanında boğulmak üzere iken, beni onun ulvî sesleri ne güzel tesellî etmiş ve bana sarsılmaz bir istinadgâh olmuştur. Hakka nâmütenâhi şükürler olsun.

Muhterem Üstad, bana öyle geliyor ki, manevî saâdete küşâde bulunan ruhum, kıymettar risaleleri okudukça, yazdıkça git gide bir zevk-i manevî, bir saâdet-i ebedî hazırlıklarıyla coşacak. Coşkunluklarımın hayli devam ettiği oluyor.

Üstadım, işte o zaman dünya, nazarımda bir hiçten ibaret kalıyor, ebediyete, sonsuza, saâdet âlemlerine atılmak istiyorum. İşte o dakikalar bu dünyayı bana verseler, bu tatlı hülyalarımın bir nebzesini bile vermek istemem. Def olsun gençlik rüyâlarının kâbuslu fırtınaları!

Üstadım, duanıza muhtacım.

Zekâi

• • •

( 72 )( 74 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Barla Lâhikası  ( 73 )  

Lügatler

Geri

âciz : güçsüz
âmin : kabul eyle ey Allah’ım
aziz : çok değerli, izzetli
berâ-yı tashih : tashih ederek, düzelterek
beşeriyet : insanlık
cereyan etme : dolaşma, akma
cihan : dünya, âlem
derya : deniz
ebediyet : sonsuzluk
ecza : ilaçlar
emel : arzu, istek
emrâz : marazlar, hastalıklar
fazilet-meâb : faziletli, üstün özelliklere sahip
fecr-i sabah : sabahın ilk aydınlığı
inkişaf etme : gelişme, açılma
iptilâ olma : bulaşma, karışma
istihsal etmek : üretmek
istinadgâh-ı mânevî : mânevî dayanak noktası
istinsah etme : yazarak çoğaltmak
kıymettar : kıymetli, değerli
küşâde : açık
lâtif : güzel, hoş, şirin
mecra : akım yeri, yol
mefhum : anlaşılan, sözden çıkarılan mânâ
mezkûr : adı geçen
muhayyile : hayal gücü, hayal duygusu
muhterem : saygıdeğer
müstağrak-ı sürur : mutluluğa gark olmuş, dalmış
nazar : bakış
nebze : az miktar
Rab : yaratılış gayelerine ulaşıncaya kadar varlıkların her türlü ihtiyacını karşılayan ve egemenliği altında bulunduran Allah
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un her bir bölümü
saâdet : mutluluk
saâdet-i ebedî : sonu olmayan, sonsuz mutluluk
semâ : gök
sîma : yüz, çehre
taraf-ı âlî : yüksek huzur
ufûl : batmak
ulvî : yüce, büyük
vâsıl eylemek : kavuşturmak, ulaştırmak
zevk-i mânevî : mânevî zevk
Asr-ı Saâdet : mutluluk asrı; Peygamberimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem
aziz : çok değerli, izzetli
berâhin : kuvvetli deliller
beşeriyet : insanlık
cereyan : akım
emrâz : marazlar, hastalıklar
Hak : herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah
hakikat : gerçek, esas
hakikî : asıl, gerçek
Hâlık-ı Âzam : her şeyi yaratan yüce Allah
hâlisâne : halis bir şekilde, temiz kalplilikle
hicran : ayrılıktan gelen sızı, acı
inâyet-i Hak : herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah’ın yardımı
istinadgâh : dayanma yeri, dayanak
istinsah : yazarak çoğaltmak
kâfi : yeterli
maddiyat : maddi şeyler
mahfî : gizli
mahsul : ürün
mânen : mânevî olarak
mefhum : bir sözden çıkarılan mânâ, anlaşılan
mu’cize : Allah tarafından verilen ve bir benzerini yapmada insanların aciz kaldığı olağanüstü hâl ve özellik
muazzam : azametli, çok büyük
muvaffak olma : başarma
müptelâ : bağımlı
müştak : aşık, düşkün
nâmütenâhî : sonsuz
rânâ : iyi, güzel
Risale-i Ahmediye : Mu’cizat-ı Ahmediye Risalesi; On Dokuzuncu Mektup
sa’y : çalışma
saadet : mutluluk
şükür : nimeti veren Allah’a karşı minnet duymak, teşekkür etmek
tahassür : özlem, hasret çekme
tashih : düzeltme
teselliyetkâr : tesellî verici
teşhis etme : belirleme
tuhfe : görülmemiş, yeni çıkan şey
ulvî : yüce, büyük
zarardide olma : zarar görme, zarara uğrama
zevk-i mânevî : mânevî zevk

Geri