Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Ey Üstad; Kur’ân’ın bir mâkesi olan yazdığın risaleler, senin ne büyük üstad olduğunu kabul ve teslime kâfidir. Sen ki, ey aziz Üstad, İslâmiyet üzerine çöken zulmet ve gaflet perdelerini risalelerinle yırttın. O mülevves perdeler altındaki en nurlu hakikatleri meydana çıkardın. Senin sarsılmaz azmin, kahraman metanetin, ârâmsız sa’yin semeresiz kalmadı. Anadolu’nun ortasına öyle bir âb-ı hayat çeşmesi açtın ki, HAŞİYE-1 bu çeşmenin muslukları yazdığınız Risalelerin, neşrettiğiniz eserlerin hakâikıdır. Menba’ ve mâdeni, bâkî olan Kur’ân-ı Hakîm’in bahridir. Birgün olup bu dâr-ı imtihandan saadet âlemlerine göçtüğün zaman, kıymetdar eserlerin seni nâmınla beraber yaşatacaktır. Ne mutlu, senin açtığın çeşmenin kıymetini takdirle ona muhafız ve müdâfi olan ve icabında eserlerinin ahkâmını ilân ve telkin uğrunda bin canla hayatını fedâya müheyyâ olan, candan sevdiğin talebelerin var. Uhrevîler diyarında olduğunuz zamanlarda dahi sizin ruhunuzu muazzeb edecek hareketlerde bulunmayacaklarına emin olunuz. Birçok esrar-ı Kur’âniyenin anahtarlarını şimdiden talebenize tevdi ettiğinize, onlar canla başla size minnettar ve müteşekkirdirler. Bugün saçmakta olduğunuz feyizli nurlar, beşeriyetin hakikî insan olanlarını pâyansız sürurlara istiğrak ederek, mükellef oldukları vezâifi bildiriyor. Hizmetiniz inkâr edilmez ve senin fedakârlığın azîmdir, azîmdir.

Aziz Üstad, hizmetin göklerde gezsin HAŞİYE-2 ve siz destanlarda geziniz. Fedakâr Üstad, diyanetten medet almayan, ehl-i gafletin gafletini ziyadeleştiren edebiyat denilen müthiş sarhoşluk, ancak ve ancak sizin âsâr ve telkinleriniz sayesinde mündefi’ oluyor. Dinsiz milletler pâyidâr olamayacağı ve hattâ insaniyeti bile öğrenemeden dünyadan gelip geçeceklerini pek mâkul ve mantıkî delillerle ispat ettin. Eserlerin, ruhun gibi ulvî ve ihâtalı.

Sevgili Üstadım; Müsterih olmalısınız ki, sizin sa’yiniz beyhûde değildir. Lâyemût risalelerin ilelebed kıymetli ellerde gezecek. Bugünkü dinsizlere haddini bildirecek. Ve belki iman dahi bahş edecek. Zaten sizin talebiniz bu değil mi? Emeliniz, gayeniz, iman dairesinde ikaz ve irşad hedeflerine yetişmek değil mi? Felsefe mezbelelerinde nâlân, sürünen edepsizler, elbette hakikî edebi ve edebiyatı sizin eserlerinizde bulacaklarına asla şüphe yoktur ki, böyle olacak.

Siz de, artık muhterem Üstad, muhtaç olan koca bir millete târif ve mikyas kabul etmez bir hizmeti ifa etmiş bulunuyorsunuz. Bu millet, bu toprak, bu vatan hiçbir zaman size olan borçlarını ödeyemezler. Dilerim ki, bu azîm, kudsî hizmetinizin mükâfatını Cenâb-ı Hak size pek lâyık bir tarzda ihsan etsin. Dünya ve âhirette sizden ve bizim gibi âciz ve kusurlu hizmetçilerinden razı olsun. Âmin.

Lütfi’nin arkadaşı

• • •

( 82 )( 84 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Barla Lâhikası  ( 83 )  

Lügatler

Geri

âb-ı hayat : hayat suyu
ârâmsız : durmaksızın, eğlenmeksizin
aziz : çok değerli, izzetli
biçare : çaresiz, zavallı
binaenaleyh : bundan dolayı
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah
cihet : yön
dâmen : etek
ebediyen : sonsuza dek
ehl-i hüner : ustalık ve beceri sahibi
emr-i hayır : hayırlı bir iş, emir
gaflet perdesi : Allah’a inanmayı, emir ve yasaklarına uymayı engelleyen şeyler; mâneviyatı görmeme ve düşünmeme hâli
hakikat : gerçek, esas
hâlis : içten, ihlâslı
hâşiye : dipnot, açıklayıcı not; bir kitabın izah ve açıklamasını yapan yazı
hizmet-i kudsiye : kutsal hizmet
ikmal edilmek : tamamlanmak
inşaallah : Allah dilerse
istirham : rica
kanaat : görüş, fikir
mâkes : yansıma yeri, ayna
metanet : sağlamlık, kararlılık
mev’ûd : vaat edilmiş, söz verilmiş
minnettar : minnet duymak, yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu hissetmek
muhterem : saygıdeğer
muvaffak etmek : yardım ederek başarmasını sağlamak
mülevves : kirli, pis
müteşekkir : şükreden
neşretme : yazma, yayma
nurlu : aydınlık
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un her bir bölümü
sa’y : çalışma
Selef-i Sâlihîn : ilk devir İslâm büyükleri
semeresiz : meyvesiz, sonuçsuz
şakirt : öğrenci
şükretmek : Allah’a karşı minnet duymak, teşekkür etmek
tahsil : öğrenme
takarrüb etmek : yaklaşmak
tasavvur etme : düşünme, hayal etme
ulemâ-i müteahhirîn : İmam-ı Gazalî sonrası gelen büyük âlimler
zulmet : karanlık
ahkâm : hükümler, esaslar
alâmet-i makbuliyet : kabul edilmiş olmanın işareti
amel-i uhrevî : âhirete yönelik gerçekleştirilen iş, hizmet
âsâr : eserler
azîm : büyük, yüce
aziz : çok değerli, izzetli
bahr : deniz
bâkî : devamlı olan, kalıcı
beşeriyet : insanlık
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah
dâr-ı imtihan : imtihan yeri
diyanet : dindarlık
ehl-i gaflet : âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olanlar
esrar-ı Kur’âniye : Kur’ân’ın sırları
feyizli : bereketli, bol
gaflet : Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli
hakâik : hakikatler, gerçekler
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
hüsn-ü tesîr : iyi tesir, güzel etki
ihâtalı : kapsamlı
ihlâs : ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
ihsan etme : bağışlama, verme
illet : esas sebep, maksat
istiğrak etme : dalma
istihsan : güzel görerek beğenme
iştirak etme : katılma
izale etmek : gidermek, ortadan kaldırmak
kıymetdar : kıymetli, değerli
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
mâkul : akla uygun
mantıkî : mantığa ait
medet : yardım
menba’ : kaynak
minnettar : minnet duyma, yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu hissetme
muazzeb etme : azap verme
muhafız : koruyucu, saklayan
müdâfi olan : müdafaa eden, savunan
müheyyâ : hazır
mükellef : yükümlü
mündefi’ olma : giderilme, def edilme
müreccih : tercih ettiren sebep
müşevvik : teşvik eden
müteşekkir : şükreden
nâm : isim, unvan
namına : adına
pâyansız : sınırsız, sonsuz
pâyidâr : iyice yerleşmiş, sağlam, devamlı
rıza-yı İlâhî : Allah’ın rızası
saadet : mutluluk
saffet : safilik, temizlik
sürur : mutluluk
takdir : beğeniyi dile getirme
telkin : zihinde yer ettirme, fikir aşılama
tevdi etmek : bırakmak, emanet etmek
uhrevî : âhirete ait
ulvî : yüce
vezâif : vazifeler
yâr : dost, yardımcı
ziyadeleştiren : fazlalaştıran
âciz : güçsüz
âhiret : öteki dünya; öldükten sonraki sonsuz hayat
âmin : kabul eyle ey Allah’ım
azîm : büyük, yüce
bahş etmek : sunmak
beyhûde : boşuna, faydasız
bilhassa : özellikle
bînihâye : sonsuz
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah
eltaf-ı İlâhiye : Allah’ın lütufları, ikramları
emel : arzu, istek
emr-i âlileri : yüce emriniz
fıkra : kısa yazı
hakikî : asıl, gerçek
hizmet-i Kur’ân : Kur’ân hakikatlerini yayma görevi
ifa etme : gerçekleştirme, yerine getirme
ihsan etmek : bağışlamak, vermek
ikmal etmek : tamamlamak
ilelebed : sonsuza kadar
irşad : doğru yol gösterme
istihdam etme : çalıştırma
istinsah etme : yazarak çoğaltma
iş’ar buyurmak : bildirmek
keyfiyet : durum
kudsî : kutsal
lâyemût : ölümsüz
mazhariyet : erişme, kavuşma
mezbele : çöplük
mikyas : ölçü
mucibince : gereğince
muhterem : saygıdeğer
müsterih : gönlü rahat
nâlân : inleyen, sızlayan
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un her bir bölümü
sa’y : çalışma
sürur : mutluluk
takdim etme : sunma
temin etmek : sağlamak

Geri

Dipnotlar

Geri

HAŞİYE-1 : Bu hizmet-i kudsiyedeki sevap ve şerefte benim gibi biçarenin hissesi, tasavvur ettiğiniz miktardan binde bir düşse yine şükrederim. Ehl-i hüner, elmas kalemleriyle imdadıma yetişen sizin gibi Kur’ân’ın hâlis şakirtleridir.
HAŞİYE-2 : Bu kardeşimin bu hissine iştirak etmiyorum. Rıza-yı İlâhî kâfidir. Eğer o yâr ise, herşey yârdır. Eğer o yâr değilse, bütün dünya alkışlasa beş para değmez. İnsanların takdiri, istihsanı, eğer böyle işte, böyle amel-i uhrevîde illet ise, o ameli iptal eder. Eğer müreccih ise, o ameldeki ihlâsı kırar. Eğer müşevvik ise saffetini izale eder. Eğer sırf alâmet-i makbuliyet olarak, istemeyerek, Cenâb-ı Hak ihsan etse, o amelin ve ilmin insanlarda hüsn-ü tesîri namına kabul etmek güzeldir ki, وَاجْعَلْ لِى لِسَانَ صِدْقٍ فِى اْلاٰخَرِينَ [“Bana, arkamdan hayırla yâd edilmeyi nasip et.” Şuarâ Sûresi, 26:84] buna işarettir.Said

Geri