Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Sabri’nin fıkrası.

Eyyühe’l-Üstadü’l-Muhterem;
Bu kere Yirmi Yedinci Mektubun İkinci Zeylini, Yirmi Sekizinci Mektubun Beşinci, Altıncı Meselelerini bil’istinsah asıl maa-suret takdim ediyorum. Bendeleri Yirmi Yedinci Mektubun telif ve tesis ve tertibinde çok mühim bir isabet hissediyorum ki, bu mektubun telifindeki gaye, kat’iyen mektup sahiplerini ilân ve teşhir olmadığı, belki muhtelifü’d-derecât zevi’l-efkâr ve elbâbın herbiri, Nurların ancak yüzde birer hâssalarını ve fevâidini görerek, dellâl-ı Kur’ân’ın bir dereceye kadar nidalarını taklide çalışmaları, ayrıca bir zevk ve letâfet ihsas ediyor.

Nur deryasını görmeyen bazı kimseler müştâkane soruyorlar ki: Mensup bulunduğunuz Nur eczahanesinde ne gibi muâlecât var ve asıl mevzuları nedir? Evvelce bu suale karşı Risaletü’n-Nur’u mümkün ise birer birer göstermeye, değilse aklım erdiği kadar söylemeye mecbur idim. Şimdi ise, Risaletü’n-Nur’un yüzde on nisbetinde mevzuunu mümkün mertebe ifadeye hazırım. Ve nîm bir fihristini andırır Yirmi Yedinci Mektubu veriyor ve bildiriyorum. Cüz’î-küllî maksadımı bildirebiliyorum. Nurların ekser aksamı vücuda geldikten sonra Yirmi Yedinci Mektup adeta işaret tabancası gibi endaht edildi. Ve hem de Nur deryasının askerleri beyninde bir nevi müsabaka vazifesini de gördü. Her müntesip meşher-i Nur’a az çok hünerini döktü.
Sabri

• • •

( 85 )( 87 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Barla Lâhikası  ( 86 )  

Lügatler

Geri

ahz : alma, kabul etme
âriyet : kullanıp geri vermek üzere, emanet
âsâr-ı pür-envâr : nurlarla dolu eserler
bahtiyar : talihli, mutlu
berâhin-i kat’iye : kesin burhanlar, kuvvetli deliller
bil’istinsah : elle yazmak suretiyle çoğaltmak
câmi : içine alan; kapsayan
cemaat : topluluk, grup
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah
cihet : yön, taraf
derece-i kudsiyet : kutsallık derecesi
dimağ : akıl
efrad : fertler
emsâl : benzerler
eyyühe’l-Üstadü’l-Muhterem : ey saygıdeğer Üstad
fevkalhad : fevkalade, haddinden fazla
fıkra : kısa yazı
ihtisâsat : duygulanmalar, hislenmeler
istinad etmek : dayanmak
izhar-ı endam etme : kendini gösterme
kudret : güç, iktidar
Kur’ân-ı Azîmüşşân : şan ve şerefi yüce olan Kur’ân
Kur’ân-ı Mübîn : hak ve hakikati açıklayan Kur’ân
lütuf : iyilik, ihsan
mahfuz : korunmuş; korunan
mahsus : has, özel
Mektubatü’n-Nur : Nur mektupları; Mektubat
mesâil : meseleler
minnettarlık : minnet duymak, yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu hissetmek
muhterem : saygıdeğer
mübarek : bereketli, değerli
mücevherat-ı mâneviye : mânevî mücevherler
mütelezziz olmak : lezzet almak
neşr : yayma
nevi : çeşit
nuraniyet : nurlu olma
Risalâtü’n-Nur : nur risaleleri; Risale-i Nur’un diğer bir adı
senedât : senetler; kuvvetli deliller
sürur : mutluluk
tahdid etmek : sınırlamak
takdim etmek : sunmak
takdim-i huzur-u fâzılâne : yüksek huzurunuza sunma
tarihçe : hayat hikayesi
ulviyet : yücelik
vasıta : aracı
yekdiğeri : bir diğeri
zahir : açık
zât-ı Üstadâne : Üstadın kendisi
asıl maa-suret : asıl nüshasıyla birlikte
âşinâ : alışmış, tanıdık
bâyi : satan, satıcı
bendeleri : “hizmekârları” anlamında saygı ifadesi
bey’u şirâ : alış-veriş
bil’istinsah : elle yazıp çoğaltarak
bilumum : bütün
binaenaleyh : bundan dolayı
dellâl : duyurucu, ilân edici
dellâl-ı Kur’ân : Kur’ân’daki hakikatleri ilân eden; Bediüzzaman Said Nursî
devr-i müşevveş : karışık dönem
ehl-i İslâm : Müslümanlar
emtia : değerli mallar
envâr-ı imaniye : iman nurları
enzâr-ı âmme : kamuoyu; herkesin gözü önüne sunma
eyyühe’l-Üstadü’l-Muhterem : ey saygıdeğer Üstad
fermân-ı Rabbanî : herşeyin Rabbi olan Allah tarafından gönderilen buyruk, emir
fevâid : faydalar, kazançlar
fıkra : kısa yazı
hakaik-i Kur’âniye : Kur’ân’ın hakikatleri, esasları
hakikat : gerçek, esas
hâssa : özellik
hitâben : hitap ederek
ihsas etmek : hissettirmek
kat’iyen : kesinlikle
kıymettar : kıymetli, değerli
letâfet : hoşluk, güzellik
mâlik : sahip
medyûn-u şükran eylemek : teşekküre borçlu etmek
mensup : bağlı
muhtelifü’d-derecât : dereceleri birbirinden farklı
muhtevî : ihtiva eden, kapsayan
mücevherat : mücevherler, değerli taşlar
mühim : önemli
müştâkane : arzulu, istekli bir şekilde
müştemil : içine alan, kapsayan
nida : sesleniş
Nur deryası : bir denizi andıran Risale-i Nur
Nurlar : Risale-i Nur
takdim etmek : sunmak
telif : yazma
tertib : düzenleme
tesis : kurma, yerleştirme
teşhir : sergileme
usûl-i bey’u şirâ : alış-veriş usûlü, metodu
ümmet-i Muhammed : Hz. Muhammed’in (a.s.m.) ümmeti
vaz etme : koyma
zevi’l-efkâr ve elbâb : fikir ve akıl sahipleri
zeyl : ilâve, ek
zilyed : bir malı elinde bulunduran
acz : âcizlik, güçsüzlük
aksam : kısımlar; bölümler
beyninde : arasında
bilvesile : bu vesileyle
burhânî : güçlü delile dayalı
cüz’î-küllî : az-çok
dest ve dâmen-i kerimane : şerefli ve izzetli olan el ve etekler
dimağ : akıl
ekser : çoğunluk
endaht etmek : atmak, silâh atıp boşaltmak
eser-i kıymettar ve mânidar : oldukça kıymetli ve anlamlı olan eser
evvelce : daha önce
Eyyühel Üstad : ey Üstad
fakir : muhtaç anlamında, tevazu ifadesi olarak “ben” yerine kullanılan söz
fıkra : kısa yazı
hüner : beceri
îd-i saîd-i fıtrî : mutlu Fıtır Bayramı; Ramazan Bayramı
ihsan buyurmak : bağışlamak, vermek
iktidar : güç, kuvvet
irsal buyurmak : göndermek
kâffe-i esbab-ı sübutiye : bir meselenin sağlam dayanaklara sahip olduğunu gösteren sebepler
kıymettar : kıymetli, değerli
maksad : amaç, hedef
mânidar : anlamlı
meal : anlam
meşher-i Nur : Risale-i Nur sergisi
mevzu : konu, bahis
minnettar kalma : minnet duyma, yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu hissetme
muâlecât : tedaviler, devalar
mugaddî : gıdalı, besleyici
muntazır : bekleyen, hazır
münderiç : yerleştirilmiş
müntesip : bağlanan, bağlı
müsabaka : yarışma
müstefid : istifade eden, faydalanan
müşerref : şereflenmiş
müştemil : içine almış
nakış : işleme, süsleme
nevi : çeşit, tür
nîm : yarı
nisbet : oran
Nur deryası : bir denizi andıran Risale-i Nur
Nur eczahanesi : Risale-i Nur
Nurlar : Risale-i Nur
Risaletü’n-Nur : Risale-i Nur’un diğer bir adı
ruh-u âcizâne : âciz ruhum anlamında, tevazu ifadesi olarak kullanılan söz
rüya-misal : rüya gibi, rüyaya benzer
senedî : sağlam kaynaklara dayalı
şuhudî : açıkça, gözle görür derecede
tegaddi eden : gıdalanan, beslenen
velhasıl : kısaca
vücuda gelmek : meydana gelmek

Geri