Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Hulûsi Beyin bir fıkrasıdır.

Yirmi Dokuzuncu Mektubun Yedinci Kısmı,


1. Şeâir-i İslâmiyenin tağyirine asla razı olmayan ve tahammül edemeyerek kulaklarını tıkayanların kanaatlerindeki isabete kat’î bir hüccet;

2. Te’vilkârâne “Zahirî muvafakat gösteriyorum” iddiasında bulunanları birinci zümreye ilhak ettirecek müessir bir kuvvet;

3. Ulemâü’s-sû’ ahzâbına şedit bir tokat;

4. Muhtelif nam ve vesilelerle, dinsizlik gayesiyle bid’alar çıkaranlara, kahir bir darbe-i kudret ve tavk-ı lânet;

5. Beşinci ve altıncı işaretler, ıslah-ı âlemin bizzat Hazret-i Mehdînin zuhuruna vâbeste olduğuna kanaat eden zümreden, bu zât-ı âlîşânın dahi bu emirde muktedir olmasında şüphe duyanların, bu vehimlerini bertaraf edecek, itimatlarını temin edecek, gayet kuvvetli güneş gibi bir hakikat;

6. Yedinci İşaret, bu asrın en mâkul mücahedesinin nasıl yapılmak iktiza ettiğine delâlet eden, mahz-ı hikmet gibi hâssaları câmidir.

Âciz kardeşinizin kısa vasfı da, elbette aczine şehadet eder. Yoksa bu hakaiki lâyıkıyla vasfeylemek, bu biçarenin haddi değildir.

Dünyevî meşgalem, hususî işlerimiz ve pederime yardım gibi, mecburî ahval ve duygular, evvel ve âhir arz ettiğim gibi, hizmet-i Kur’âniyedeki vazifeme çok mâni oluyor. Ne yapayım!

1اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلٰى كُلِّ حَالٍ diyorum. Duanıza çok muhtacım ve muhtacız. Biz her vakit sevgili Üstadımıza duada bulunuyoruz.
Hulûsi

• • •

( 110 )( 112 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Barla Lâhikası  ( 111 )  

Lügatler

Geri

abd-i pürkusur : kusurla dolu kul
âciz : güçsüz anlamında, tevazu ifadesi olarak “ben” yerine kullanılan söz
acz : güçsüzlük
âhir : son
ahvâl : hâller, durumlar
alâ kadri’l-istitâa : elden geldiği kadar, güç yettiği kadar
âşikâre : açık, belli, meydanda
berk-i hâtif : göz kamaştıran şimşek
biçare : çaresiz
câmi : içine alan
dünyevî : dünya ile ilgili
dürbînî : dürbün gibi, derinlere inebilen
ekal : en az
feyiz : mânevî bereket, bolluk
fıkra : kısa yazı
füyuzat : feyizler, mânevî bolluk ve bereketler
had : sınır, yetki
hakaik : hakikatler, gerçekler
hakikat : gerçek, esas
hamd : övgü ve şükür
hizmet-i Kur’âniye : Kur’ân hakikatlerini yayma görevi
hususî : özel
iltica etmek : sığınmak
kâffe : bütün, hepsi
kudsî : kutsal
küşât : açma
levha-i saadet : mutluluk levhası
mâlik olan : sahip olan
matla-ı şems-i füyuzat : feyizler, bereketler güneşinin doğuş yeri
menba-ı fevz-i necat : kurtuluş zaferinin kaynağı
meşgale : meşguliyet
misâl : gibi
müştak : arzulu, istekli
nazar : bakış, görüş
nidâ-i belîğ : düzgün, kusursuz, yerinde sesleniş
nihayetsiz : sonsuz
nuranî : nurlu, parlak
peder : baba
safahat : safhaları
seyr ü sülûk : İlâhî hakikatlere ulaşmak için bir rehberin öncülüğünde çıkılan mânevî yolculuk
Sözler : Risale-i Nur Külliyatı
şehadet etmek : şahitlik yapmak
tarikat : tasavvufa dayalı, mânevî derecelere ulaşmayı esas alan yol ve yöntemler
temaşa etmek : bakmak, seyretmek
Üstad-ı Ekrem : cömert Üstad
vasfeylemek : nitelemek, özelliğini ifade etmek
vasıf : özellik, sıfat
âmin : kabul eyle, ey Allah’ım
ahzâb : hizbler, gruplar
ârâmsız : durup dinlenmeksizin
azamet : büyüklük
bertaraf etme : ortadan kaldırma
bid’a : dinde olmayıp sonradan dine zarar verecek şekilde ortaya çıkarılan şeyler
bizzat : doğrudan
câmi : içine alan, kapsayan
Cenâb-ı Kibriyâ : Allah’ın her cihetle büyüklüğü
darbe-i kudret : güç, kuvvet darbesi
delâlet eden : işaret eden
ed’iye : dualar
fıkra : kısa yazı
hakikat : gerçek, esas
hâssa : özellik
Hazret-i Mehdî : âhirzamanda gelip dini takviye edecek ve Müslümanların imanlarını yenileyecek olan zât
himmet-i âmme : herkesi içine alan himmet, gayret
hissemend : hisseli, hissesi olan
hüccet : güçlü, sarsılmaz delil
ıslah-ı âlem : dünyanın düzeltilmesi
iktiza etme : gerekme
ilhak ettirmek : eklemek, katmak
kahir : üstün
kanaat eden : inanan
kudret : güç, iktidar
mahz-ı hikmet : hikmetin ta kendisi
mâkul : akla uygun
muhtelif : çeşitli, farklı
muktedir : iktidar sahibi, gücü yeten
muvafakat : uygunluk, denklik
mücahede : cihad etme, mücadele
müessir : etkili
nam : ad
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
Rahmetullahi Aleyh : Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun
sebebiyet verme : sebep olma
Şâh-ı Levlâk : yaratılanların şahı, kâinatın efendisi Hz. Muhammed (a.s.m.)
Şeâir-i İslâmiye : İslâmiyete sembol olmuş iş ve ibâdetler
şedit : şiddetli
şümullü : kapsamlı
tağyir : değiştirilme
tavk-ı lânet : lânet halkası
temin etme : sağlama
te’vilkârâne : aşırı yoruma giderek
ulemâü’s-sû’ : ilmi kötüye kullanan, dünyevî menfaat için ilmi âlet ve vasıta yapan âlimler
vâbeste : bağlı olma
vehim : kuruntu, varsayım
vesile : sebep
zahirî : görünüşte
zât-ı âlîşân : şanı yüksek zât
Zât-ı Üstadâne : Üstadın kendisi
zuhur : ortaya çıkma, görünme
zümre : topluluk

Geri

Dipnotlar

Geri

1 : Her türlü halimiz için Allah’a hamd olsun.

Geri