Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Nasuhîzade Şeyh Mehmed Efendinin fıkrasıdır.

Bülbül-i Bağistan-ı Kur’ân, Üstad-ı Ekremim, Efendim Hazretleri;
Mürşid-i ekmel, şeyhim Hacı Rahmi Sultan Hazretleri, seferberliğin ikinci senesinde irtihâl-i dâr-ı beka buyurdular. Burdur’u teşrifinizden bir ay evvel, merhum Rahmi Sultan’la beraber bir cami-i şerifte birkaç cemaatle bulunmakta iken, sükût-i hâl-i murakebeye varıldı. Bazı velîler ruhânî teşrif buyurdular. Nihayette, siz Üstadım teşrif buyurdunuz. Bir cezbe-i Rahmân zuhurla uyandım, kendime geldim. Bir ay sonra Burdur’u teşrifle, bazı yevm sohbet-i irfâniyenizde bulunup ruhlarımıza gıda bahşolundu. Şu tulûatımı arza ictisâr ediyorum:

Halka-i hakikatte devrandadır ol mübârek Üstad.
Kavuşturdular ruhunu, ervâh-ı enbiyaya ânın.

Mest-i müstağrak olup hayrettedir ol mübarek Üstad.
Mübarek Kur’ân’ın dellâlısın dediler âna.

Sözleri cândır, onu tutmayan ruhsuzdur hemân,
Bütün söylediği nur-u hikmettir ânın.

Mirâc-ı ruhânîde devrandadır ol mübarek Üstad.
Kalbim içre feyz-i Nurun görmüşem hemân.

İçi umman-ı vahdette, dışı sahrâ-yı kesrette görünür Üstad.
Dünyada, uhrâda refik olalım âna.

Umarım Mevlâm ihsân eder biz âciz kullarına.
Nasuhîzâde Mehmed, söyledi hemân bu sırları.
Hazine-i Kur’ân’ın bir miftâhıdır Hazret-i Üstad.

Nasuhîzâde Şeyh Mehmed

• • •

( 114 )( 116 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Barla Lâhikası  ( 115 )  

Lügatler

Geri

âciz : güçsüz
âna : ona
ânın : onun
bahşolunmak : verilmek
Bülbül-i Bağistan-ı Kur’ân : Kur’ân bahçesinin bülbülü
cami-i şerif : şerefli, yüce cami
cân : can; ruh; hayat
cemaat : topluluk
cezbe-i Rahmân : Allah’ın hayır ve rahmet için verdiği, duygulara yerleştirdiği bilgiler
dellâl : ilân edici, duyurucu
devran : deveran, dönüş
ervâh-ı enbiya : peygamberlerin ruhları
feyz-i Nur : Risale-i Nur’un mânevî bereketi, bolluğu
fıkra : kısa yazı
halka-i hakikat : hakikat, gerçek halkası
hazine-i Kur’ân : Kur’ân’ın hazinesi
hemân : kesin olarak; daima
ictisâr etmek : cüret ve cesâret göstermek
içre : içinde
ihsân etmek : bağışlamak, vermek
irtihâl-i dâr-ı beka buyurmak : sonsuz âleme gitmek, vefat etmek
merhum : rahmete kavuşmuş, vefat etmiş
mest-i müstağrak : dalarak kendinden geçme
Mevlâ : efendi, koruyucu, sahip olan Allah
miftah : anahtar
mirâc-ı ruhânî : maddî olmayan, ruh ile yapılan yükseliş
mübarek : bereketli, değerli
mürşid-i ekmel : en mükemmel rehber
Nasuhîzade Şeyh Mehmed/Nasuhîzâde Mehmed :
nihayet : son
nur-u hikmet : hikmet nuru, ışığı
refik : arkadaş
ruhânî : maddî yapısı olmayan mânevî varlık
sahrâ-yı kesret : çokluk çölü
seferberlik : savaş hâli
sohbet-i irfâniye : ilim ve bilgi kazandıran sohbet; gerçeğe ulaştırıcı sohbet
Sözler : Risale-i Nur için kullanılan diğer bir ad
sükût-i hâl-i murakabe : kendi iç dünyasına bakıp dalma ve kendinden geçer bir halde sessiz kalma
teşrif/teşrif buyurma : şereflendirme, şeref verme; içeri girme
tulûat : kalbe gelen ilhamlar, ani doğuşlar
uhrâ : âhiret
umman-ı vahdet : Allah’ın birlik denizi, okyanusu
velî : Allah dostu
yevm : gün
zuhur : ortaya çıkma, görünme

Geri