Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Hulûsi Beyin fıkrasıdır.

Aziz, muhterem, müşfik ve mükerrem Üstadım!
Bu defa irsâline inâyet buyurulan Risale-i Nur eczalarının dört kısımlık fihristesini aldım. Daha evvel Otuz Birinci Mektubun On Üçüncü ve On Dördüncü Lem’alarını almış, fakat ihtisaslarımı arza muvaffak olamamıştım. Fihristeler dört tarafımı aydınlattılar ve itikatta bir olup, çok metin hikmetlerle bazı a’mâlde ayrılıkları olan dört mezheb-i hak gibi, bu fakire hakka, hakikate, sıdka, imana, nura, rızaya giden yolları gösterdiler. Hâdisât-ı dünyeviye meşgalesi, şimdiye kadar başımdan geçmemiş bir tarzda beni yormuş. Koca bir dairenin maddî ve manevî ağır yükü altında tek başıma kaldığımdan çok bunalmıştım.

Aziz Üstadımın Otuz Birinci Mektubun Birinci Lem’asıyla tavsiye buyurduğu evrâdın kuvveti, Risale-i Nur’un feyzi, müşfik üstadımın müstecab duası ve üstadımın üstadı Hazret-i Gavs’ın lillâhil-hamd en küçük hâcetimi görecek kadar zahir himmeti, mahza bir lütf u fazl-ı İlâhî eseri olarak devam edebildiğim salâvât-ı şerife berekâtıyla zuhur eden imdâd-ı Risaletpenâhî ve Cenâb-ı Allah’ın nihayetsiz in’âm ve ihsan ve inâyeti sayesinde, yüzbinler hamd ve şükürler olsun, ye’se ve fütura düşmekten kurtulmuş; yalnız, huzur-u manevînize birkaç satırlık arîzayla çıkmak geç kalmıştır.

Hakikaten, elmas kalemli çok kıymetli kardeşlerimin âsâr-ı Nurun cem’ ve teksir ve neşrinde gösterdikleri gayret ve himmet ve sevgili Üstadımıza bu kudsî vazifede yaptıkları muavenet, her türlü takdirin fevkindedir. Allahü Zülcelâl cümlesinden razı olsun ve neşr-i envâr-ı Kur’âniyede daimî muvaffakıyetlere mazhar buyursun…

Otuz Birinci Mektubun On Üçüncü ve On Dördüncü Lem’alarında, o kadar büyük dersler, o kadar azametli hakikatler, o derece şâşaalı hikmetler ve nurlu, kudsî, lâhutî feyizler mündemiçtir ki, bu biçare kardeşinizin sönük zekâsı, kısa düşüncesi, perişan, müşevveş dimağıyla, hissedebildiği zevkleri ifade etmesine imkân yoktur…

İdrâk-i maâlî bu küçük akla gerekmez,
Zira, bu terazi o kadar sıkleti çekmez.

On Üçüncü Lem’anın on üç işaretle beyanı, Sûretü’l-Felâk ve Suretü’n-Nâs âyetleriyle,

وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ - وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ 1

âyetlerinin mecmu-u adedine veya bu iki sûrenin herbirinde okunmakta olan 2اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ adediyle ve Fatiha başta sayılmazsa, yüz on üçüncü sûreye tam ve lâtif tevafuk ve işaret göstermesi nazar-ı dikkati celb etmektedir. Her işaretin nihayetinde, o işaretteki hakaik, birkaç enseb ve âlâ kelimeyle ifade edilmiştir ki, bundan daha kuvvetli beyan olamaz. İhtisasımı, bu işaretlerdeki kelimelerle kısaca arz edeceğim.

Birinci işaret: Şeytanın ve onun şerik ve muînleri olan ehl-i dalâletin şerrinden ancak şeriat-ı Muhammediye ile âmil ve sünnet-i Ahmediye ile mütemessik olmakla kurtulmak imkânı olduğunu;

İkinci işaret: Küfre giren ehl-i dalâletin kemiyeten çokluğunun kıymetsizliğini; şeytan ve avenelerinin tasallutlarına karşı istiâze, istiğfar, hıfz-ı İlâhîye iltica ve takvâyla Sünnet-i Seniyeye yapışmaktan başka çare olmadığını,

Üçüncü işaret: Zahiren cüz’î hatâ ve isyanla çok büyük tahribat yapmakta olan hizbü’ş-şeytana karşı, en kuvvetli kal’a olan Kur’ânî kal’aya iltica lâzım geldiğini,

Dördüncü işaret:

مَاۤ اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللهِ وَمَاۤ اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ 3

âyetine bir nevi tefsir mâhiyetinde, cüz’î ihtiyar ve icadsız kesble şerlere sebebiyet veren şeytanın müthiş tahribatına karşı istiğfar ve Allah’a iltica ve Sünnet-i Seniyeye riayet iktiza ettiğini,

Beşinci işaret: Kur’ân-ı Hakîmin azîm tergib ve teşviklerinin tam yerinde olup, ehl-i imanın desâis-i şeytaniyeye kapılmaları imansızlıktan ve imanın zayıflığından ileri gelmediğini, hem günâh-ı kebâiri işleyenlerin küfre girmediklerinin,
4 فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ - وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرّاً يَرَهُ iki âyetle sâbit olduğunu ve nihayet Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimînin Gafûr ve Rahîm isimlerini melce ve tahassüngâh yaparak şeytandan istiâze edilmesini,

Altıncı işaret: Tahayyül-ü küfrü, tasdik-i küfürle iltibas ve tasavvur-u dalâleti, dalâletin tasdiki suretinde gösteren desâis-i şeytaniyeden kurtulmak için, hakaik-i imaniye ve muhkemât-ı Kur’âniyeye sarılmak ve lümme-i şeytaniyeden gelen desiselere karşı istiâze etmek ve her iki manevî yaraya karşı Sünnet-i Seniyeyi merhem yapmak icap ettiğini,

Yedinci işaret: Erkân-ı imaniyeden biri olan kadere tevilsiz iman etmek lâzım olduğunu ve günah-ı kebîreyi işleyen mü’min kalabileceğini, fakat, şeytanların tahribatına karşı Cenâb-ı Hakkın bin bir isminin tecellî etmekte olduğunu, Ehl-i Sünnet ve Cemaat olan ehl-i hak mezhebinden ayrılmamak ve Kur’ân’ın çetin ve metin kal’asına girerek Sünnet-i Seniyenin muktezasına tevfik-i hareket eylemekle kurtulmaya muvaffak olunacağını;

Sekizinci işaret: Küfür ve dalâlet yoluna insanların nasıl ihtiyarlarıyla sülûk ettiklerini ve bunların nasıl hayat geçirebildiklerini aliyyü’l-a’lâ bir tarzda ders verdikten sonra, ehl-i iman için Kur’ân’ın himayesi altına iman-ı tam ve itikad-ı kâmille girmek ve Sünnet-i Seniyenin daire-i nuraniyesine seve seve dahil olmaklığın ne kadar güzel olduğunu,

Dokuzuncu işaret: Hizbullahın, neden çok defa hizbü’ş-şeytan olan ehl-i dalâlete mağlup olduklarını, Medine münafıklarının dalâlette ısrar ederek hidayete girmemeleri ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın iki muharebedeki mağlûbiyetinin hikmetini beyan ederek, O Seyyidü’l-Mürselînin sünnetine ittiba sayesinde muvakkat acıların geçeceğini,

Onuncu işaret: İblis’in en mühim bir desisesi olarak kendine tâbi olanlara kendini inkâr ettirdiğinden, dört misalle izah etmek suretiyle bahs; ehl-i imana, cin ve ins şeytanlarının şerlerinden, Allah’a iltica etmekle selâmete kavuşulacağını;

On Birinci işaret: Cirim ve cismi küçük, cürüm ve zulmü büyük, ayıb ve zenbi azîm biçare insanı kâinatın hiddetinden, mahlûkatın nefretinden, mevcudatın öfkesinden kurtarmak için Kur’ân-ı Hakîmin daire-i kudsiyesine girmeye ve Sünnet-i Seniyeye ittibâ eylemeye dâvet ettiğini,

On İkinci işaret: Mahdut günahlara Cehennemle mukabelenin mahz-ı adalet olduğuna, Cehennemin cezâ-yı amel, Cennetin fazl-ı İlâhîyle olduğuna, seyyienin az yazılıp hasenenin çok yazılmasına, ehl-i dalâletin muvaffakiyetlerinin -hâşâ- kendilerinde hakikat olduğuna veya ehl-i hakta zaaf bulunduğuna delâlet etmediğini gösteren dört meraklı suale gayet fasih ve beliğ cevaplar vermek suretiyle, ehl-i imanı, 5رَاْسُالْحِكْمَةِ مَخَافَةُاللهِ düsturuna, her türlü saâdeti cami olan Kur’ân ve sünnet şahrâhına girmeye teşvik ettiğini;

On Üçüncü işaret: Üç noktasıyla, şeytanın desiselerine müptelâ olan biçare insana, hayat-ı diniye, hayat-ı şahsiye ve hayat-ı içtimaiye selâmeti ve sıhhat-i fikir ve istikamet-i nazar ve selâmet-i kalb için muhkemat-ı Kur’âniye mizanlarıyla ve Sünnet-i Seniye terazileriyle a’mâl ve hâtıratını tart ve Kur’ân’ı ve Sünnet-i Seniyeyi daima rehber yap; ve 6اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ diyerek Cenâb-ı Hakka ilticada bulun, diye çok kıymetli tavsiyede bulunduğunu; ve 7خِتَامُهُ مِسْكٌ nev’inden on üç işaret halinde tefsir olunan Suretü’n-Nâs ve iki âyeti tekrarla derse nihayet verdiğini, gayet zevkli ve şevkli ve alâkalı bir surette beyan ve ifade eylemektedir.

On Dördüncü Lem’anın Birinci Makamını teşkil eden iki mesele bence çok mühimdir. Bu dersin takrir ve tahririne vesile olan Re’fet Bey kardeşimizden Allah razı olsun. İkinci Makam başlı başına bir şâheserdir.

Bismillâhirrahmânirrahîm hakkındaki beyan buyurulan altı sır, öyle bir hazine-i esrar-ı Rabbânîdir ki, ancak Rahmân-ı Rahîmin inâyetiyle bu mübarek eseri okuyup anlayanlar ondan zevk alabilirler.

Bundan evvelki bir mektupta, ihtiyarsız Birinci Söz’ü teşkil eden Bismillâhirrahmânirrahîm hakkındaki mübarek eserden, kalb-i âcizîye gelen bazı hoş tefekkürattan bahsetmiştim. Dâima şefkatle dua ve derslerinden istifade ettiren muazzez üstadım, benim daha evvelden de Bismillâhirrahmânirrahîm içindeki Rahmân ve Rahîm isimlerinin hikmet-i tahsisi hususundaki sualime, ikinci ve mutantan bir cevap daha lûtfetmiş oluyorlar. Bu mazhariyetten dolayı Hâlık-ı Rahîme ne kadar şükretsem azdır.

Fihristeyi harfi harfine henüz okuyamadım, fakat inşaallah okuyacağım. On Birinci Mektubun neleri ihtiva ettiğini öğrendim. Yazılmayan ve rahmet-i İlâhiyeden yazılmasına muvaffakiyet niyaz olunan âsârın da neşrine muvaffakiyetinizi, eltâf-ı Sübhaniyeden tazarru ve niyaz eylerim. Otuzuncu Sözün mahkeme başkâtibini nasıl tehdit ettiğini, hatırasını tamamıyla gözümün önüne getirdim.

Fihriste-i Güldeste: Fihriste namı altındaki bütün risalelerde yazılı olduğu tarzda değildir. Tamamen hususiyet göstermektedir. Sözler’in ve Mektupların bir hülâsatü’l-hülâsası denecek vaziyettedir.

Âsâr-ı nurun bir zübdesi, hazâin-i nurun elmas anahtarı, resâil ve Mektubat’ın nurlu kapısı olan bu hayırlı telife sebep olanları da, müellifini de, Allahü Zülcelâl ve’l-Kemâl Hazretleri saâdet-i dâreyne mazhar buyursun. Âmin.
Hulûsi

• • •

( 133 )( 135 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Barla Lâhikası  ( 134 )  

Lügatler

Geri

a’mâl : ameller, işler
Allahü Zülcelâl : sınırsız haşmet ve mükemmelliğin sahibi olan Allah
arîza : isteklerini arz etme, dile getirme
âsâr-ı Nur : Nur eserleri; Risale-i Nur
aziz : izzetli, çok değerli
berekât : bereketler
cem’ : bir araya getirme
ecza : kısımlar, bölümler
evrâd : virdler, zikirler
evvel : önce
fakir : muhtaç anlamında, tevazu ifadesi olarak “ben” yerine kullanılan söz
fevkinde : üstünde
feyiz : mânevî bereket, bolluk
fıkra : kısa yazı
fihriste : içindekiler
fütur : usanç
hâcet : ihtiyaç
hâdisât-ı dünyeviye : dünya hâdiseleri
hak : doğru, istikamet üzere olan
hakikat : doğru, gerçek, asıl
hamd : övgü, teşekkür
hikmet : bir şeyin içinde gizli olan hedef, amaç
himmet : yardım; ciddi gayret
huzur-u mânevî : mânevî huzur, mânevî olarak yanında olma
ihsan : bağış
ihtisas : bir konuda özel tespitlerde bulunma; duygular, hisler
imdâd-ı Risaletpenâhî : peygamberlik sahibi olan Hz. Muhammed’in (a.s.m.) yardımı, imdadı
in’âm : nimetlendirme
inâyet : yardım, ihsan
irsâl : gönderme
itikat : inanç
kudsî : kutsal, her türlü kusur ve noksandan uzak
lillâhil-hamd : Allah’a hamd olsun ki
lütf u fazl-ı İlâhî : Allah’ın ikramı, ihsanı, yardımı
mahza : tam, baştan başa
metin : sağlam, kuvvetli
mezheb-i hak : doğru mezhep
muavenet : yardım
muhterem : saygıdeğer
muvaffak olma : başarma
mükerrem : şerefli, saygıdeğer
müstecab : kabul edilen
müşfik : şefkatli
neşir : yayma
nihayetsiz : sonsuz
salâvât-ı şerife : Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duaları
sıdk : doğruluk
şükür : nimeti veren Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
takdir : övgü
teksir : çoğaltma
ye’s : ümitsizlik
zahir : açık
zuhur eden : ortaya çıkan, görünen
âlâ : en üstün
âmil : amel eden, iş gören, davranan
azametli : çok büyük
beyan olma : açıklanma, izah edilme
beyan : açıklama, anlatım
biçare : çaresiz
daimî : devamlı, sürekli
dimağ : akıl, bilinç
ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan sapanlar
ensep : en uygun
feyiz : mânevî bereket, bolluk
hakaik : hakikatler, gerçekler
hakikat : gerçek esas
hikmet : sebep, sır, gaye
idrâk-i maâlî : yüksek ve derin fikirleri kavrama
ihtisas : hisler, hissedilen meseleler
kemiyeten : sayı olarak, çoğunluk olarak
kudsî : kutsal, her türlü kusur ve noksandan uzak
küfür : inkâr, inançsızlık
lâhutî : İlâhlık âlemine ait olan
lâtif : güzel, hoş
mazhar buyurma : eriştirme
mecmu-u adet : sayıların toplamı, yekûnu
muîn : yardımcı, muâvin
muvaffakiyet : başarı
mündemiç : içine alan
müşevveş : dağınık, karışık, düzensiz
mütemessik : temessük eden, sıkı sıkıya yapışan; bağlanan
nazar-ı dikkati celb etme : dikkat çekme
neşr-i envâr-ı Kur’âniye : Kur’ân’ın nurlarının yayılması
nihayet : sonunda
sıklet : ağırlık
Sûretü’l-Felâk : Felâk Sûresi
Suretü’n-Nâs : Nâs Sûresi
sünnet-i Ahmediye : Hz. Muhammed’in (a.s.m.) sünneti, gösterdiği yol
şâşaalı : gösterişli, göz alıcı
şer : kötülük, zarar
şeriat-ı Muhammediye : Hz. Muhammed’in (a.s.m.) tarif ettiği, getirdiği ve bildirdiği şeriat; İslâm dini
şerik : ortak
tevafuk : uygunluk, denk gelme
zira : çünkü
avene : yardımcı
azîm : çok büyük
Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn : merhametlilerin en merhametlisi olan Allah
cüz’î ihtiyar : insandaki sınırlı irade
cüz’î : az
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inançsızlık, inkâr
desâis-i şeytaniye : şeytanın hileleri, aldatmacaları
desise : hile, aldatma
ehl-i iman : Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler
Gafûr : çok merhamet eden, günahları bağışlayan Allah
günâh-ı kebâir : büyük günahlar
hakaik-i imaniye : iman hakikatleri, gerçekleri
hıfz-ı İlâhî : Allah’ın koruması, himayesi
hizbü’ş-şeytan : şeytanın taraftarları
icad : vücuda getirmek, var etmek
iktiza etme : gerektirme
iltibas : karıştırma
iltica : sığınma
istiâze : Allah’a sığınma
istiğfar : Allah’tan bağışlanma dileme
kesb : kazanma
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
Kur’ânî : Kur’ân’a ait
küfür : Allah’ı inkâr etmek
lümme-i şeytaniye : kalpte şeytanın vesvese verdiği yer
mâhiyet : birşeyin iç yüzü, aslı, esası
melce : sığınak
muhkemât-ı Kur’âniye : mânâsı ve hükmü oldukça açık olan Kur’ân âyetleri
nevi : çeşit
Rahîm : rahmeti herşeyi kuşatan, her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah
riayet : uyma
suret : biçim, şekil
Sünnet-i Seniye : Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
tahassüngâh : sığınma yeri, sığınak
tahayyül-ü küfür : Cenâb-ı Allah’ın kesin olarak bildirdiği şeylerin inkârını hayalinde canlandırma
tahribat : tahripler, yıkıp bozmalar
takvâ : Allah’ın emirlerini tutup, günahlardan sakınmak
tasallut : musallat olma, sataşma
tasavvur-u dalâlet : inançsızlığı zihinde şekillendirme
tasdik : onaylama, doğrulama
tasdik-i küfür : küfür ve inkârcılığı kabul etme
tefsir : Kur’ân âyetlerinin çeşitli yönleriyle yorumlandığı eser
tergib : isteklendirme, şevklendirme
zahiren : dış görünüş itibariyle
Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
aliyyü’l-a’lâ : en üstün, en iyi şekilde
azîm : büyük
bahs : konu
beyan etme : açıklama, anlatma
biçare : çaresiz, zavallı
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah
cin ve ins : cinler ve insanlar
cirim : cisim, maddi yapı
cürüm : suç, günah
daire-i nuraniye : nurlu daire
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inkâr
desise : hile, aldatma
ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan sapmış kimseler
ehl-i hak : doğru ve hak yolda olan kimseler
ehl-i iman : Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler
erkân-ı imaniye : iman esasları
günah-ı kebîre : büyük günah
hidayet : doğru ve hak olan yol, İslâmiyet
hiddet : öfke
hikmet : sebep, sır, gaye
himaye : koruma
hizbullah : Allah taraftarı olan kişilerden oluşan topluluk
hizbü’ş-şeytan : şeytanın taraftarları
İblis : Şeytan
ihtiyar : dileme, istek, irade
iltica etmek : sığınmak
iman-ı tam : tam, eksiksiz iman
itikad-ı kâmil : eksiksiz inanç, itikad
ittiba : tabi olma, uyma
izah : açıklama
kader : Allah’ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak herşeyi bilip takdir etmesi
kâinat : evren, yaratılmış herşey
küfür : Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildirdiği bir şeyi inkâr etme, dinsizlik
mağlûbiyet : yenilgi
mahlûkat : yaratılmışlar, varlıklar
metin : sağlam, kuvvetli
mevcudat : varlıklar
mezheb : yol, usül
misal : örnek
muharebe : savaş
mukteza : bir şeyin gereği
muvaffak olunma : elde edilme, başarma
muvakkat : geçici
mühim : önemli
Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
selâmet : esenlik, güven
Seyyidü’l-Mürselîn : peygamberlerin efendisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
suret : şekil, biçim
sülûk etme : bir yolu yöntemi izleme
Sünnet-i Seniye/sünnet : Peygamberimizin (a.s.m.) söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
tâbi olan : uyma, boğun eğme
tahribat : tahripler, yıkıp bozmalar
tecellî etmek : yansımak, aksetmek
tevfik-i hareket : uygun hareket
tevil : yorum
zenb : günah, suç, kabahat
a’mâl : ameller, işler
alâkalı : ilgili
beliğ : belâgatli; sözün düzgün, kusursuz, yerinde ve hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
beyan eyleme : açıklama, anlatma
biçare : çaresiz, zavallı
cami : içine alan, kapsayan
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah
cezâ-yı amel : amelin cezâsı
daima : devamlı, sürekli
daire-i kudsiye : kutsal daire
delâlet etme : delil olma, işaret etme
desise : hile, aldatma
düstur : kural
ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
ehl-i hak : hak ve doğru yolda olan kimseler
ehl-i iman : Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler
fasih : güzel, açık ve düzgün
fazl-ı İlâhî : Allah’ın fazlı, ihsanı
gayet : çok
hakikat : gerçek esas
hasene : iyilik
hâşâ : asla
hâtırat : hâtıralar; kalbe gelen mânâlar
hayat-ı diniye : dinî hayat
hayat-ı içtimaiye : sosyal hayat
hayat-ı şahsiye : özel, kişisel hayat
iltica : sığınma
istikamet-i nazar : görüşün doğruluğu
ittibâ eyleme : tâbi olma, bağlanma
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
mahdut : sınırlı
mahz-ı adalet : tam anlamıyla adalet
mizan : ölçü, denge
muhkemat-ı Kur’âniye : mânâsı ve hükmü gayet açık olan Kur’ân âyetleri
mukabele : karşılık verme
muvaffakiyet : başarı
müptelâ : bağımlı, düşkün
nev’inden : türünden
nihayet : son
saâdet : mutluluk
selâmet : esenlik, güven
selâmet-i kalb : kalp huzuru, rahatlığı
seyyie : günah
sıhhat-i fikir : fikrin sağlamlığı
suret : şekil, biçim
Suretü’n-Nâs : Kur’ân’ın son sûresi olan Nâs Sûresi
Sünnet-i Seniye/sünnet : Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
şahrâh : en büyük, en işlek ve şaşırılması imkânsız olan yol
tefsir olunan : Kur’ân âyetlerinin çeşitli yönleriyle yorumlanan
zaaf : zayıflık, güçsüzlük
Allahü Zülcelâl ve’l-Kemâl : sınırsız haşmet ve mükemmellik sahibi olan Allah
âmin : kabul eyle, ey Allah’ım
âsâr : eserler
âsâr-ı nur : nur eserleri; Risale-i Nur
beyan buyurulan : açıklanan, anlatılan
eltâf-ı Sübhaniye : her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah’ın lütufları, şirin ikramları
fihriste : içindekiler
Fihriste-i Güldeste : Fihrist Risalesi
Hâlık-ı Rahîm : herbir varlığa özel rahmet ve merhameti olan ve bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah
hazâin-i nur : nur hazineleri
hazine-i esrar-ı Rabbânî : Allah’a ait sırların hazinesi
hikmet-i tahsis : ait kılınmasının, özellikle seçilmesinin hikmeti, gayesi
hususiyet : özellik, özel oluş
hülâsatü’l-hülâsa : özetin özeti
ihtiva etme : içerme
ihtiyarsız : irade dışı, istemeden
inâyet : yardım, ihsan, iyilik
inşaallah : Allah dilerse
kalb-i âcizî : bu âcizin kalbi anlamında, tevazu için kullanılan ifade
lûtfetme : iyilik etme, bağışlama
mazhar buyurma : eriştirme
mazhariyet : elde etme, erişme
muazzez : aziz, izzet ve şeref sahibi
mutantan : çok parlak, gösterişli
muvaffakiyet : başarı
mübarek : bereketli, değerli
müellif : yazar
neşir : yayılma
niyaz olunan : duâ edilen, istenilen
Rahîm : her bir varlığa ayrı ayrı rahmet ve şefkatini gösteren Allah
Rahmân : çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah
Rahmân-ı Rahîm : dünya ve âhirette yarattığı varlıklara sonsuz şefkat ve merhametiyle muamele eden Allah
rahmet-i İlâhiye : Allah’ın herşeyi kuşatan sonsuz merhameti
resâil : risaleler, Risale-i Nur’da yer alan bölümler
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un her bir bölümü
saâdet-i dâreyn : dünya ve âhiret mutluluğu
şâheser : üstün ve büyük eser, eserlerin şahı
şükretme : Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
tahrir : yazma, kaydetme
takrir : sözlü anlatım
tazarru ve niyaz : dua ve yakarış
tefekkürat : tefekkürler; Allah’ı tanımayı sonuç verecek düşünceler
telif : kitap yazma, yazılı eser ortaya koyma
teşkil eden : oluşturan
zübde : netice, öz

Geri

Dipnotlar

Geri

1 : “De ki: ‘Ey Rabbim, şeytanların vesveselerinden Sana sığınırım. Onların yanımda bulunmalarından da, yâ Rabbi, Sana sığınırım.” Mü’minûn Sûresi, 23:97-98.
2 : Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.
3 : “Sana her ne iyilik erişirse Allah’tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi kusurun sebebiyledir.” Nisâ Sûresi, 4:79.
4 : “Kim zerre kadar bir iyilik yaparsa onun mükâfâtını görür. Kim zerre kadar bir kötülük yaparsa onun cezasını görür.” Zilzâl Sûresi, 99:7-8.
5 : “Hikmetin başı Allah korkusudur.” el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 3:574, hadis no: 4361.
6 : Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.
7 : “Onun sonu, misk ü anberdir.” Mutaffifîn Sûresi, 83:26.

Geri