Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Kalemi kerametli Mesud’un ehemmiyetli bir rüyasıdır.

Âlicenap ve faziletmend Üstad-ı Muhteremim Efendim Hazretleri;
Tulûat olmadıkça, siz Üstadıma mektup yazmaya muktedir olamıyorum. Çünkü, başlıca âmâlim Nurların ikmali olduğundan ve yazdığım esnada bir an evvel bitirmek emeliyle seri bir surette yazdığım için, o Nurlardan almış olduğum feyzi etraflıca anlatamayacağım için, mektup tastîrine cür’et edemiyorum.

Hüsrev Efendinin nezdinizden müfarakati günü, bendeniz ziyarete geliyordum. Bedre’nin civarında birbirimize tesadüf ettik. Geri dönmekliğimizi söylediler. Sabırsızca, esbabının neden münbais olduğunu sordum. Neticeyi anlattılar. Birlikte köye avdet ettik. Çok müteessir oldum. Meyusiyetimden iki gün dışarıya çıkamadım. Kalbimin teessürünü teskin için, Nurları yazmakla meşgul oldum.

Avdetimizin ikinci gününün gecesi, saat on buçuğa kadar yazıyla iştigal ettim. Sahuru yedikten sonra meyusâne ve mükedderâne yattım. Gördüm ki, zât-ı âlinizle birlikte Medine-i Münevvereye gitmişiz. Harem-i Şerifin kapısından girince, makber-i saâdet önümüzde görünüyordu. Makber-i saâdetin içinde Peygamberimiz (sallâllahü teâlâ aleyhi ve sellem) Bâbü’s-Selâma doğru müteveccih idiler. Ben der’akap koşmak istedim. Birlikte, ben sizin bir adım arkanızda olarak vardık. İmamın namazdan fariğ olduğunda nasıl yüzünü cemaate çevirir, bizim girdiğimiz tarafa doğru zât-ı Risalet dönmüşler. Diz üstüne oturmuşlar ve biz de vardık. Zât-ı âliniz hemen bir adım mesafeli olarak diz çöküp oturdunuz. Ben de sizin arkanızda diz çöküp oturdum. Siz Resul-i Ekrem (a.s.m.) ile epey müddet görüştünüz. Dikkatli veçh-i saadete nazar ettiğimde, alnı veçh-i mübareki güneş gibi gayet parlak ve sair aksâmı buğday rengi, re’yül-ayn müşahede ettim. O esnâda mükâlemeniz neye müncer olduğunu anlayamadım. Tefsirini Üstad-ı Ekremime havale ediyorum. Yalnız kasır fikrimle, sen ne oluyorsun, diye kalbimi teskin edebildim. Üstadım, şu zâlimlerin İslâmiyete karşı tecavüzlerini, kendi mercîine ve şeriat sahibine şikâyet etti.
Mesud

• • •

( 178 )( 180 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Barla Lâhikası  ( 179 )  

Lügatler

Geri

aksâm : kısımlar, bölümler
âlicenap : yüksek ahlâk sahibi
âmâl : emeller, arzular
avdet : dönüş, dönme
Bâbü’s-Selâm : Mescid-i Nebevî’nin kapılarından biridir
Bedre : Eğirdir-Barla yolu üzerinde merkeze 11 km mesafede, Eğirdir gölü kenarında bulunan bir köydür
cemaat : topluluk, grup
cür’et : cesâret
der’akap : hemen, derhal, çabuk
ehemmiyetli : değerli, önemli
emel : arzu, istek
esbab : sebepler
esna : sıra, vakit, zaman
evvel : önce
fariğ olma : bir işi bitirme, boş olma
faziletmend : faziletli, iyi huylu
feyiz : mânevî gıda, bereket
ikmal : tamamlama
iştigal : meşgul olma
kerametli : bir İlâhî ikram olarak olağanüstü sonuç gösteren
makber-i saâdet : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek kabri
Medine-i Münevvere : nurlu ve medenî olan Medine şehri
meyusâne : ümitsizcesine
meyusiyet : ümitsizlik
muktedir : gücü yeten, güç ve iktidar sahibi
müfarakat : ayrılık
mükedderâne : kederli olarak
münbais : bir sebepten ileri gelen, bir şeyden ileri gelmiş
müşahede etme : görme, gözleme
müteessir : etkilenen, üzülen
müteveccih : yönelik, yönelmiş
nazar etme : bakma
nezd : kat, huzur, göre, fikrince
re’yül-ayn : kendi gözüyle görerek
Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
sair : başka
sallâllahü teâlâ aleyhi ve selem : Yüce Allah’ın salât ve selâmı onun (Hz. Muhammed’in) üzerine olsun
suret : şekil
tastîr : yazma
teessür : üzüntü
tesadüf etme : rast gelme, karşılaşma
teskin : sakinleştirme, rahatlatma
tulûat olma : kalbe ilhâmın gelmesi
Üstad-ı Muhterem : muhterem üstad
veçh-i mübarek : mübarek yüz; Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek yüzü
veçh-i saadet : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek yüzü
zât-ı âli : yüksek şahsiyet
zât-ı Risalet : Peygamberlik makamında bulunan zât, Hz. Muhammed (a.s.m.)

Geri