Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Hulûsi Beyin fıkrası.

Yirmi Beşinci Söz, i’câz-ı Kur’ân’ı çok parlak bir tarzda ispat eden, ehl-i Kur’ân’a mesned, melce ve mahzen-i esrar; ve gürûh-u isyan ve tuğyan ve küfrâna bütün levâzımat-ı harbiyeyi câmi, mühlik bir silâhhane; yıkılmaz, aşılmaz, geçilmez bir sur; burç ve barûsu muhkem, mahûf ve müthiş bir kal’a-i polat ve bedendir.

Hakikat böyle olmakla beraber, Kur’ânî sûra dayanan Kur’ânî kal’aya iltica eden çok acip ve harika Kur’ânî esrarın tetkikine koyulan, Kur’ân’ı kendilerine delil-i şefî, imam, refik, muhafız bilen hâdimü’l-Kur’ân namına esrar-ı Kur’ân’a inâyet-i Hakla muttali, hakaik-i Kur’ân’a lütf-u Hakla âşina, rumuzat-ı Kur’ân’a avn-i Hakla vâkıf, müdakkik, muarrif, mübeşşir Üstadımdan şunu öğrenmek istiyor ve bunu kalben cidden çok arzu ediyorum...
Hulûsi

• • •

( 205 )( 207 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Barla Lâhikası  ( 206 )  

Lügatler

Geri

acip : hayret verici, şaşırtıcı
âli : yüksek, yüce
amel : davranış, iş
Âmin : kabul eyle ey Allah’ım
barû : kale duvarı
beyan : açıklama, izah
burç : kule
câmi : içine alan, kapsayan
deryâ-yı nur : nur deryası; Risale-i Nur
ehl-i Kur’ân : Kur’ân ilmiyle uğraşanlar
esrar : sırlar, gizemler
fıkra : kısa yazı
gâli : kıymetli
gürûh-u isyan ve tuğyan ve küfrân : azgınlık, isyan ve inkârda çok ileri gidenler
hakikat : asıl, esas mahiyet
i’câz-ı Kur’ân : Kur’ân’ın mu’cize oluşu; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülüğü
iltica eden : sığınan
iman : inanma
kal’a-i polat ve beden : sağlam kale ve yapı
Kur’ânî : Kur’ân’a ait
levâzımat-ı harbiye : savaş için lâzım olan şeyler
mahûf : korkutan, tehlikeli
mahzen-i esrar : sırlar hazinesi, kaynağı
makam-ı mânâ-yı mefhum : bir sözden çıkarılan mânânın, anlamın derecesi
melce : sığınak
mesned : dayanak
muhkem : sağlam, kuvvetli
mühlik : tehlikeli, helâk edici
müşabehet : benzeyiş
müyesser kılmak : kolaylaştırmak
serâser : baştan başa
silâhhane : silah deposu, cephanelik
sûr : yüksek duvar, kale
teshil : kolaylaştırma
tetkik : inceleme, araştırma
umum : bütün
zındık : dinsiz
âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki yaşanacak ebedî hayat
âşina : bilgili, haberdar olan
avn-i Hak : Allah’ın yardımı
aziz : çok değerli, izzetli
delil-i şefî : şefaat edecek bir kılavuz, rehber
ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan sapan kimseler
ehl-i iman : Allah’a ve Allah’tan gelen her şeye inanan kimseler
emare : belirti, işaret
esrar-ı Kur’ân : Kur’ân’ın sırları
gayet : çok
hâdimü’l-Kur’ân : Kur’ân hizmetçisi
hakaik-i Kur’ân : Kur’ân’ın hakikatleri, esasları
hüsn-ü şehadet : güzel tanıklık etme
imam : önder, rehber
inâyet-i Hak : Allah’ın yardımı
kanaat : görüş, fikir
kıymettar : kıymetli, değerli
lütf-u Hak : Allah’ın lütfu, ikramı
mâbeyn : ara, arası
marifetullah : Allah’ı bilme ve tanıma
Medine-i Münevvere : nurlu ve medenî olan Medine şehri
merhum : rahmete kavuşmuş, vefat etmiş
mirac : Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk
muarrif : tanıtıcı, tarif edici
muhafız : koruyucu
mukabil : karşılık
muteber : itibar edilen geçerli
muttali : farkına varma, bilme
mübeşşir : müjdeleyici
müdakkik : dikkatli bir şekilde inceleyen
nam : ad
nihayet : son
peder : baba
refik : arkadaş, yardımcı
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un bölümleri
rumuzat-ı Kur’ân : Kur’ân’ın remizleri, ince işaretleri
sâika : gök gürültüsü, yıldırım
silsile-i dua : dua zinciri
şakk-ı kamer : Ay’ın ikiye ayrılma mu’cizesi
vahdâniyet : Allah’ın bir ve benzersiz olması ve ortağının bulunmaması
vâkıf : bilen, farkında olan
zevât : zâtlar, kişiler

Geri