Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

2وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ1بِاسْمِهِ

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ 3

Aziz ve gayretli âhiret kardeşim ve hizmet-i Kur’ân’da yoldaşım Hulûsî-i sânî ve Sabri-i evvel; Mâşâallah, Yirminci Mektubun kıymetini güzel anlamışsınız ve güzel de yazmışsınız.

Mektubunda ilm-i kelâm dersini benden almak arzu etmişsiniz. Zaten o dersi alıyorsunuz. Yazdığınız umum Sözler, o nurlu ve hakikî ilm-i kelâmın dersleridir. İmam-ı Rabbânî gibi bazı kudsî muhakkikler demişler ki: Âhirzamanda ilm i kelâmı, yani ehl-i hak mezhebi olan mesâil-i imaniye-i kelâmiyeyi, birisi öyle bir surette beyan edecek ki, umum ehl-i keşif ve tarikatın fevkinde, o nurların neşrine sebebiyet verecektir. Hattâ İmam-ı Rabbânî kendisini o şahıs gibi görmüştür.

Senin şu âciz ve fakir ve hiç ender hiç olan kardeşin, bin derece haddimin fevkinde olarak, kendimi o gelecek adam olduğumu iddia edemem, hiçbir cihette liyakatim yoktur. Fakat o ileride gelecek acip şahsın bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı ve o büyük kumandanın pîşdâr bir neferi olduğumu zannediyorum. Ve ondadır ki, sen de yazılan şeylerden o acip kokusunu aldın.

Hem mektubunda 4 اَللهُ نُورُالسَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِye ait olan esrarı sual ediyorsun. Evet o âyetin büyük bir denizinden çok Sözlerde katarâtı, reşehâtı vardır. Bâhusus Yirminci Mektupta, Otuz Üçüncü Mektupta, Otuz İkinci Sözde, Yirmi İkinci Sözde onun bazı çeşmeleri var. Elbette o âyette çok tabakat var. Her taife bir tabakadan hissesini almıştır. Ruhum istiyordu ki, o âyetin bazı envârını yazayım; fakat şimdiye kadar müteferrik surette yazıldığından öyle kalmış, şimdilik onunla iktifâ edilmiş.
5اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Kardeşiniz
Said

• • •

( 223 )( 225 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Barla Lâhikası  ( 224 )  

Lügatler

Geri

acip : harika
âciz : güçsüz, elinden bir şey gelmeyen anlamında, tevazu ifadesi olarak “ben” yerine kullanılan bir söz
âhirzaman : dünya hayatının kıyamete yakın son devresi
bâhusus : bilhassa, özellikle
beyan etme : açıklama, izah etme
cihet : şekil, yön
dümdâr : ordunun geriden gelen ve emniyeti sağlayan kuvveti
ehl-i hak : hak ve doğru yolda olan kimseler
ehl-i keşif : mâneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar, veliler
ehl-i tarikat : tarikata mensup olanlar
envâr : nurlar, ışıklar
esrar : sırlar
fakir : muhtaç anlamında, tevazu ifadesi olarak “ben” yerine kullanılan bir söz
fevkinde : üstünde
had : sınır, yetki
hakikî : asıl, gerçek
hiç ender hiç : hiç içinde hiç
hizmetkâr : hizmetçi
iktifâ etme : yetinme
ilh. : ilâ âhir, sonuna kadar
katarât : katreler, damlalar
kudsî : kutsal, yüce
liyakat : lâyık olma
mesâil-i imaniye-i kelâmiye : kelâm ilmindeki imanî meseleler
muhakkik : gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen âlim
müteferrik : kısım kısım
nefer : asker
neşir : yayılma
pîşdâr : öncü
reşehât : reşhalar, sızıntılar
sebebiyet verme : sebep olma
suret : şekil
tabakat : tabakalar
taife : grup, topluluk
umum : bütün

Geri

Dipnotlar

Geri

1 : Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.
2 : “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.
3 : Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
4 : “Allah göklerin ve yerin nurudur.” Nur Sûresi, 24:35.
5 : Bâkî olan sadece Odur.

Geri