Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Âhiret hemşirelerimizden ve Risale-i Nur talebelerinden Müzeyyene’nin fıkrasıdır.

Muhterem Üstadım;
Şu fâni dünyanın elemlerine gark olan gözlerim, sizin feyizli, nurlu Sözlerinize ve tesirli ve şifalı risalelerinize, can ü gönülden merbut oldukça ve okudukça, risaleleriniz ne kadar büyük bir mürşid olduğunu hiçbir şeyle tarif edemem.

Evet, şu dünyaya, şu zamana çöken zulmet ve gaflet perdelerini Sözleriniz yırtıyorlar, parçalayıp o zulmeti ve gafleti dağıtıyorlar. Hangi akıl var ki, hakikat perdesini görüp de, o hakikat perdesinde nur-u hakikat parlarken, onlara gözünü yumup, zulmet perdesine atılmış olsun? Ben de inşaallah zulmete atılmam. Artık güçlükle bahtiyar olup da tekrar bedbaht olamam.

Üstadım, ben sair kardeşlerim gibi sizden bizzat ders almaktan mahrumum. Fakat haftada veya bir ayda, âlî Sözlerinizden gıyabî bir ders alıyorum tasavvuruyla dinliyorum. Gûya bizzat sizden ders alıyorum. Bütün gün ehl-i İslâmın selâmetini ve şu halimin zulmetten nura dönmesini, siz başta ve önde, biz arkada Cenâb-ı Hakka yalvaralım. Cenâb-ı Mevlâm hayırlısıyla ihsan buyursun. Fazla söylemeye lisanım, aczim, kusurum bırakmıyor. Kusurumuzu Üstadımıza itiraf ediyorum.

İnşaallah, risalelerin tesiriyle, birgün olur da, müstakim Lütfü Efendi gibi ehl-i takvâ kardeşlerimiz misillû, biz dahi gayr-ı ihtiyarî ve istemeyerek işlediğimiz ahvalden Sözlerinizin irşadıyla kurtuluruz. Zekâi kardeşimizden On Yedinci Söz, On Sekizinci Mektup, Yirminci Mektup ve Otuz Üç Pencereli nurlarla parlayan kıymetli risaleleri aldık. Mütalâa ediyoruz. Hakikî Üstadımız olan Hazret-i Kur’ân elimizdedir.
Müzeyyene

• • •

( 238 )( 240 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Barla Lâhikası  ( 239 )  

Lügatler

Geri

âciz : güçsüz; elinden bir şey gelmeyen anlamında, tevazu ifadesi olarak “ben” yerine kullanılan söz
acz : âcizlik, güçsüzlük
âhiret : öteki dünya; öldükten sonraki sonsuz hayat
âlî : yüce, yüksek
bahtiyar : mutlu
bedbaht : kötü bahtlı, talihsiz
can ü gönül : candan, gönülden, kalbin bütün samimiyetiyle
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
Cenâb-ı Mevlâ : sonsuz şeref ve yücelik sahibi olan Allah
cevahir : cevherler, değerli şeyler
dellâl : duyurucu, ilân edici
ehl-i İslâm : İslâmiyete tabi olan, Müslümanlar
elem : acı, keder
el-Hubbu fi’llah : Allah için sevmek; sevgi Allah içindir
fâni : geçici
feyizli : bereketli, hayırlı
fıkra : kısa yazı
gaflet : Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma hâli
gark olan : batan
gıyabî : uzaktan, görüşmeden
gûya : sanki
hakikat : asıl, esas, gerçek
hemşire : kız kardeş
ihsan buyurma : bağışlama, verme
inşâallah : Allah dilerse, izin verirse
lisan : dil
merbut : bağlı
muhterem : hürmete lâyık, saygıdeğer
mürşid : doğru yolu gösteren
nur-u hakikat : hakikat nuru
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un her bir bölümü
sair : diğer, başka
selâmet : esenlik, güvenlik
Sözler : Risale-i Nur için kullanılan diğer bir ad
tasavvur : düşünme, hayal
teâli etme : yücelme, yükselme
zulmet : karanlık

Geri