Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

بِاسْمِهِ - وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ 1

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ 2

Aziz, ciddî, sıddık kardeşlerim, hizmet-i Kur’âniyede samimî ve kuvvetli arkadaşlarım Sabri, Hüsrev, Ali, Re’fet, Bekir, Lütfü, Rüşdü; Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, sizleri hudutsuz bir sahrâ-yı hakikatte bana enîs arkadaş ve yoldaş vermiş. Bu acip sahradaki hareket ve sülûk, bazan pek ince ehemmiyetsiz görünen birşeyde mühim istifadeler edilir. Onun için zahir nazarda mâlâyâni zannedilen bazı meselelerde, fazla takip ediyorum. Ve ziyade nazar-ı dikkatinizi celb ediyorum. Ezcümle, Onuncu Sözdeki elif tevafukatı, mühim bir mesele gibi nazar-ı dikkatinize gösteriyorum. Bunun sırrı şudur ki:

Bir iltifât-ı hâssaya gizliden gizliye bir işaret bulunduğunu kat’î hissettiğim için, ihtiyarsız olarak, kemâl-i sürur ve ferahımdan taşkıncasına bağırarak, “Aman, geliniz, siz de görünüz” diyorum. Evet, nasıl ki, bir padişahın has bir ednâ işaretine mazhar olmak, kanun-u umumiyle bir müşiriyet teveccühünden fazla medar-ı sürurdur. Öyle de, Hâlık-ı Zülcelâlin hususî iltifatını imâ eden en gizli bir işarete, yüz bin can olsa ve feda edilse ve yüz bin sene ömür varsa, o yolda sarf edilse yine ucuzdur.

İşte bu sırdan gelen sürurun verdiği cezbekârâne taşkınlıkla, dikkatsizlere mâlâyâni ve israf sayılan böyle tevafukata dair bahisler açıyorum. İşte bir bahis daha açacağım.

Onuncu Söz, Kur’ân’ın bir sülüsünü inkâr etmek niyetiyle, haşr-i cismanîyi resmen millet içinde inkâr etmek fikrinde bulunan zındıkları susturmakla, harika bir şûle-i i’câz-ı Kur’ânî’yi gösterdiği gibi, daha müteaddit emarelerle, mânevî i’câz-ı Kur’ân hesabına fevkalâde bir mahiyeti bulunduğunu icmâlen hissetmiştik. Ve şimdi yeniden tekrar Onuncu Söze nazar-ı dikkat-i âmmeyi celb etmek için, ihtiyarsız olarak onunla meşgul edildim ve baktım.

Bu defa Lâfzullahın en birinci harfi olan elif, Onuncu Sözde öyle bir tevafuk gösterdi ki, kat’iyen tesadüfe havale edilmediği gibi, başka emarelerle o tevafukta gaybî bir işareti kat’iyen hissettim. Sonra işaretlerini koydum. Hem işarete medar olmak için harikulâde olmak lâzım değildir. Çünkü, çok âdi perdeler içinde mühim işaretler verilir; ehli anlar.

Madem işaret-i gaybiye var; elbette tesadüf içinden kaçar, daha hükmedemez, en cüz’î rakamları da o işarete mâl edilir. Madem mecmuunda işaret var, bütün eczâsı o işaretin hikmetine tâbidir; tesadüf orada oynayamaz. Hattâ yirmi dokuzuncu sahifede Üçüncü Hakikatteki elif sayılmamak lâzım gelirken, sehven saymıştım. Sonra anladım ki, bana saydırılmış. Baştaki Onuncu Söz kelimesiyle, şu Üçüncü Hakikat ikisi sahife başında bulundukları için, hakları sayılmaktı. Onların sair arkadaşları sahife rakamları gibi bazı vazifeyi gördürmek için bir cihette saymak işareti olarak haberim olmadan bana yazdırılmış. Her neyse... Kendimin tereddüdü için değil, çünkü kat’î kanaatim gelmiş. Belki başkasının şüphe ve tereddüdünü izale için bazı muvazeneler yaptım:

Onuncu Sözün âhirinde yazıldığı gibi, altı yüz sahifeden ziyade bir mübarek kitabın tevafukatı yüz yirmi beş çıktı. Üç yüz elli sahifeden ibaret diğer bir kitabı yine saydım. Elli tevafuk çıkmadı. Yine eskiden kendi telifatım Türkçe ve Arabî olan iki yüz seksen sahifeden ibaret bulunan kitabın elif’lerini saydım, tevafukatı kırkı tecavüz etmedi.

Demek bu Onuncu Sözde ve İşârâtü’l-İ’câz’daki ekseriyet-i mutlakanın tevafukatı, gizli bir işaret-i gaybiyeyi tazammun ediyorlar. Mecmuunda işaret bulunsa yeter. Her cüz’ünde işareti göstermek lâzım değildir; fakat her cüz işaretin malıdır ve onun hikmetine tâbidir. Size acele edip, en evvelki işaret olunan nüshayı göndermiştim. Az haşiyeleri sonra ilâve ettik. Bu defa Süleyman Efendiyle gönderilen nüshayla mukabele ediniz, tekmil ediniz ve Halil İbrahim Efendiyle gönderilen nüshayla, yine bu nüshayla mukabele ederek, sonra Âsım Beye gönderiniz.

Bu defaki Hulûsi Beyin mektubunu size gönderdim. İşaret ettiğim iki kavs içerisinde bulunan kısım, Yirmi Yedinci Mektubun Dördüncü Zeylinde yazılacak. Kavsler haricinde bulunan ve üzerlerine kırmızı çizgi çekilenler yazılmayacaktır. Hafız Ahmed ve Mehmed Celâl ve Hâfız Veli gibi kalbi cezbeli dostlarıma ve tarik-i hakikatte sair kardeşlerimize selâm ediyorum. Hafız Veli ile çendan geç görüştük, fakat Hafız Veli’nin burada Mehmed Usta isminde, on senelik hâlis bir dostu bulunduğundan ve o Mehmed Usta benim sekiz senedir tarik-i âhirette gayet ciddî bir kardeşim olduğundan, Hafız Veli’ye de o münasebetle eski dost nazarıyla bakıyorum. O bana mektup yazmıştı; vakit bulamıyorum ki, mektubuna cevap vereyim. Ehl-i kalb için bazan sükût dahi bir konuşmaktır.
3اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Kardeşiniz
Said Nursî

Kardeşlerim, affedersiniz, bu intizamsız perişan mektupla sizinle konuşmak istemiyorum. Fakat müteaddit işlerle ve tetkikatla meşgul olduğumuz anda, sür’atli bir surette fikrimizin bir köşesiyle yazdık. Keçeli kâtibin hâli malûm. Kafasını başka yerde bırakmıştı; mektup perişan oldu. Onun için kusura bakmayınız.

Tevafuktaki müdahale-i gaybiyeyi bir mektupta size böyle bir temsille beyan etmiştim. Meselâ, benim avucumda nohut, leblebi, üzüm, buğday gibi maddeler bulunsa, ben onları yere atsam, üzüm üzüme, leblebi leblebiye karşı sıralansa, hiç şüphe kalır mı ki, elimden çıktıktan sonra, gaybî bir el müdahale edip sıralamasın? İşte hurufat ve kelimat o maddelerdir; ağzımız o avuçtur.

• • •

( 241 )( 243 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Barla Lâhikası  ( 242 )  

Lügatler

Geri

acip : acaip, tuhaf
aziz : çok değerli, izzetli
bahis : konu
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cezbekârâne : kendinden geçmiş bir şekilde
ednâ : basit, küçük
ehemmiyetsiz : önemsiz
elif : Arap alfabesinin ilk harfi
enîs : cana yakın, dost
ezcümle : meselâ, örneğin
hadsiz : sayısız, sonsuz
Hâlık-ı Zülcelâl : büyüklük sahibi ve herşeyin yaratıcısı olan Allah
has : özel
hizmet-i Kur’âniye : Kur’ân hizmeti
hudutsuz : sınırsız
hususî : özel
ihtiyar : irade, dileme, tercih
iltifat : iyilik ve güzellikle davranış
iltifât-ı hâssa : özel iltifat
imâ : işaret
israf : savurganlık
kanun-u umumi : genel kanun
kat’î : kesin bir şekilde
kemâl-i sürur ve ferah : tam bir mutluluk ve rahatlık
mâlâyâni : anlamsız, faydasız
mazhar olmak : nail olmak, erişmek
medar-ı sürur : sevinç ve neşe vesilesi
mühim : önemli
müşiriyet : mareşallik
nazar : bakış, düşünce
nazar-ı dikkat : dikkat içeren bakış
nazar-ı dikkati celb etme : dikkat çekme
sahrâ : çöl, meydan
sahrâ-yı hakikat : hakikat sahrâsı
sarf edilme : harcanma
sıddık : çok doğru ve bağlı
sülûk : yol alma, yönelme
sürur : mutluluk
tevafukat : tevafuklar, düzgün bir biçimde birbirine uygun gelişmeler
teveccüh : ilgi, yönelme
zahir : açık, görünen
ziyade : çok, fazla
âhir : son
Arabî : Arapça
cihet : taraf, yön
cüz : kısım, parça
cüz’î : ferdî, az, küçük
eczâ : kısımlar, bölümler, parçalar
ehil : yetkili, bilen
ekseriyet-i mutlaka : genel çoğunluk
elif : Arap alfabesinin ilk harfi
emare : belirti, işaret
fevkalâde : olağanüstü
gaybî : bilinmeyen, gayb âlemine ait
haşr-i cismanî : bedenle birlikte diriliş
hikmet : sır, incelik; fayda, gaye
i’câz-ı Kur’ân : Kur’ân’ın mu’cizeliği
icmâlen : kısaca
ihtiyar : irade, dileme, tercih
işaret-i gaybiye : gelecekte olacak bir hadiseye veya bilinmeyen bir şeye yapılan işaret
izale : giderme
kanaat : görüş, fikir
kat’î : kesin bir şekilde
kat’iyen : kesin olarak
Lâfzullah : “Allah” lâfzı, kelimesi
mahiyet : özellik, nitelik
mecmu : bütün, genel
medar : neden, kaynak
muvazene : karşılaştırma
mübarek : bereketli, değerli
mühim : önemli
müteaddit : bir çok, çeşitli
nazar-ı dikkat-i âmmeyi celb etme : bütün kamuoyunun dikkatini çekme
sair : diğer
sehven : yanlışlıkla, yanılarak
sülüs : üçte bir
şûle-i i’câz-ı Kur’ânî : Kur’ân’ın mu’cizesinin bir parıltısı
tazammun etme : içerme, içine alma
tecavüz : haddi aşma, sınırı geçme
telifat : telifler, yazmalar
tereddüt : şüphe
tesadüf : rastlantı
tevafuk : denklik, uygunluk
tevafukat : tevafuklar, düzgün bir biçimde birbirine uygun gelişmeler
zındık : dinsiz
ziyade : çok, fazla
beyan etme : izah etme, açıklama
cezbeli : Allah sevgisiyle kendinden geçer bir hale gelen
çendan : gerçi
ehl-i kalb : kalp ehli
gaybî : bilinmeyen, gayb âlemine ait
gayet : çok
hâlis : ihlâslı, samimi, içten
hariç : dış
haşiye : dipnot
hikmet : sır, incelik; fayda, gaye
hurufat : harfler
intizam : düzen
kavs : yay
Keçeli : Bediüzzaman’ın lâtife yapmak için kullandığı tâbir
kelimat : kelimeler
malûm : bilinen, belli
mukabele etme : karşılaştırma
müdahale etme : karışma
müdahale-i gaybiye : gaybdan yapılan müdahale
münasebet : alâka, ilgi
müteaddit : bir çok, çeşitli
nazarıyla : gözüyle, bakışıyla
nüsha : kopya
sair : başka
suret : şekil
sükût : sessiz kalma, susma
tarik-i âhiret : âhiret yolu
tarik-i hakikat : hakikat yolu
tekmil etme : tamamlama
temsil : analoji; kıyaslama tarzında benzetme
tetkikat : araştırmalar, incelemeler
tevafuk : denk gelme, uygunluk
zeyl : ek, ilâve

Geri

Dipnotlar

Geri

1 : Allah’ın adıyla. “Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.
2 : Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
3 : Bâkî olan sadece Odur.

Geri