Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

2وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ1بِاسْمِهِ

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ 3

Aziz, sıddık, gayyûr, ciddî kardeşlerim Re’fet Bey, Hüsrev Efendi; Sizler çokların medar-ı intibahı oldunuz ve hüsn-ü misâl oldunuz. Es-sebebü ke’l-fâil sırrınca vasıtanızla ve size iktidâ ile hizmet-i Kur’âniyeye girenlerin kazandıkları hasenatın bir misli, inşaallah sahife-i a’mâlinize geçer. Bu defaki, isimlerini yazdığınız Hafız Bekir, Hafız Tahir, Hafız Şükrü efendileri kardeş kabul ettim; talebe olmaya da çalışsınlar. Selâmımı onlara tebliğ ediniz. Size bu defa avâm-ı mü’minîn hakkındaki keramete benzer işler nev’inden ve ma’venet i İlâhiye tesmiye edilen iki cüz’î hâdiseyi söyleyeceğim:

Birincisi: Bir iki arkadaşımız On Dokuzuncu Mektubu yazmışlar. Birisinin dördüncü cüz’ünde salâvat-ı şerife, iki-üç sahife müstesna, üç-dört salâvattan başka bütün salâvatlar birbirine bakıyor. Ben de hayrette kalarak işaretler koydum. Diğerinde ikinci, üçüncü cüz’ünde beş-altı sahife müstesna, bütün sahifelerde salâvatları birbirine müvâzi, birbirine bakıyor, işaretler vaz ettim. Kime gösterdim, hayrette kaldı. Görenler müttefikan karar verdiler ki, umum Sözlerde mânevî i’câz-ı Kur’ân’ın bir şuâı in’ikâs ettiği gibi, On Dokuzuncu Mektuptan bilhassa Mu’cizât-ı Ahmediyenin bir nevi şuâı salâvat-ı şerife suretinde in’ikâs etmiştir. Hem görenler karar verdiler ki, Sözler’e mahsus, bilhassa On Dokuzuncu Mektuba has bir tarz-ı hat var. Eğer o tarz hatta tevfikan yazılsa, çok garip letafetler görünecektir. Her vakit musırrâne, her yazana “Seyrek ve güzel yazınız” derdim. Şimdi anlaşılıyor ki, o mânevî has hattı tavsiye etmek için, intak-ı hak kabilinden bana söylettiriliyordu.

Şu hakikati ve mânevî tarz-ı hatta en yakın, Küçük Hâfız Zühdü’nün ve Eşref’in ve Kuleönlü Mustafa’nındır ki, o muvafakat, muvazenet onların hattında daha ziyade görünüyor. Her vakit ben görüyordum; dikkatli yazanlar da bazı bir satır atlıyor, bir kelime yanlış yazmayan bir satır yanlış yazıyordu. Meğerse, Sözler’deki fevkalâde bir letafetin eseri olarak tevafukat atlattırıyor. İkinci hâdiseyi yazmaya kâğıdımız müsait olmadığından kestim.
4اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Kardeşiniz
Said Nursî

• • •

( 264 )( 266 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Barla Lâhikası  ( 265 )  

Lügatler

Geri

avâm-ı mü’minîn : mü’minlerin avam tabakası, ilim ve irfanı az olanlar
aziz : çok değerli, izzetli
bilhassa : özellikle
cüz’î : küçük, ferdî
es-sebebü ke’l-fâil : “birşeye sebep olan onu yapan gibidir”
gayyûr : gayretli, çalışkan
hadise : olay
has : özel
hasenat : iyilikler, sevaplar
hat : yazı
hizmet-i Kur’âniye : Kur’ân hizmeti
hüsn-ü misâl : güzel örnek
Hüsrev :
i’câz-ı Kur’ân : Kur’ân’ın mu’cizeliği; Kur’ân’ın mu’cizeliğine dair yazılan Yirmi Beşinci Söz
iktidâ : uyma
in’ikâs etme : aksetme, yansıma
keramet : Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görünen olağanüstü hâl ve fiil
ma’venet-i İlâhiye : İlâhî yardım, Allah’ın yardımı
mahsus : has, özel
medar-ı intibah : uyanış sebebi, vesilesi
misil : benzer, eş; değer, kat
Mu’cizât-ı Ahmediye : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) gösterdiği mu’cizelerin anlatıldığı risale; On Dokuzuncu Mektup
müstesna : dışında
müttefikan : birleşerek, fikir birliğiyle
müvâzi : paralel, denk
nev’ : çeşit, tür
Re’fet Bey :
sahife-i a’mâl : amellerin, iş ve davranışların kaydedildiği sayfa
salâvat/salâvat-ı şerife : Peygamberimize (a.s.m.) edilen rahmet ve esenlik duaları
sıddık : çok doğru ve bağlı
Sözler : Risale-i Nur için kullanılan diğer bir ad
suret : şekil, biçim
şuâ : parıltı, ışık huzmesi
tarz-ı hat : yazı şekli
tebliğ : bildirme, ulaştırma
tesmiye edilen : isimlendirilen
tevfikan : uygun olarak, uygun düşerek
umum : bütün, genel
vasıta : aracı
vaz etme : koyma, yerleştirme
âdi : basit, değersiz
antika : eski ve kıymetli sanat eseri
belâgat : sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
bilhassa : özellikle
cüz : bölüm, kısım
derc edilen : içine yerleştirilen
fevkalâde : olağanüstü
garip : harika, şaşırtıcı
gaybî : bilinmeyen, gayb âlemine ait
hâdise : olay
hakikat : asıl, gerçek, doğru
hârikulâde : olağanüstü, şaşırtıcı derecede
has : özel
hat : yazı
ihtar etme : hatırlatma
intak-ı hak : Allah’ın konuşturması
irade etme : dileme, isteme
kabil : gibi
kast : bilerek ve isteyerek yapma
kâtip : yazan, yazıcı
Kuleönlü Mustafa :
Küçük Hâfız Zühdü :
letafet : şirinlik, güzellik, hoşluk
mu’cize-i kudret : Allah’ın kudret mu’cizesi
musırrâne : ısrarlı bir şekilde
muvafakat : uygunluk
muvazenet : denge
müzehâne : müze
Re’fet Bey :
salâvat-ı şerife : Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duaları
Sözler : Risale-i Nur için kullanılan diğer bir ad
şuursuz : bilinçsiz
tarz-ı hat : yazı şekli
tereşşuhat : sızıntılar, damlalar
tesadüf : rastlantı
tevafuk etme : denk gelme, uygun düşme
tevafukat : tevafuklar, düzgün bir biçimde birbirine uygun gelişmeler
tezyin etme : süsleme, donatma
umum : bütün
ziyade : çok, fazla

Geri

Dipnotlar

Geri

1 : Onun adıyla.
2 : “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.
3 : Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
4 : Bâkî olan sadece Odur.

Geri