Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Aziz kıymettar, sadık ve sebatkâr kardeşlerim; Fihristeyi, taksimü’l-â’mâl tarzında mütesanid heyetinizin şahs-ı mânevîsine tevdiiniz çok güzeldir. Tam ve daimî bir üstad buldunuz. O mânevî üstad, bu âciz kardeşinizden çok yüksektir; daha bana ihtiyaç bırakmıyor.

Sabri kardeş, senin rüyan mübarektir ve manidardır. İnşaallah zaman onu tabir edecek. Kardeşlerim, sizin hatırınız ve askerliğiniz endişesi için hâdisât-ı zamana baktım, kalbime böyle geldi:

Menfî esasata bina edilen ve Karun gibi 1 اِنَّمَاۤ اُوتِيتُهُ عَلٰى عِلْمٍ deyip, ihsân-ı Rabbânî olduğunu bilmeyip şükretmeyen ve maddiyun fikriyle şirke düşen ve seyyiatı hasenatına galip gelen şu medeniyet-i Avrupaiye öyle bir semavî tokat yedi ki, yüzer senelik terakkîsinin mahsulünü yaktı, tahrip edip yangına verdi.

Avrupa zâlim hükûmetleri zulümleriyle, Sevr Muahedesiyle âlem-i İslâma ve merkez-i Hilâfete ettikleri ihanete mukabil öyle bir mağlûbiyet tokadını yediler ki; dünyada dahi bir cehenneme girip çıkamıyorlar, azapta çırpınıyorlar.

Evet, bu mağlûbiyet, aynen zelzele gibi, ihanetin cezasıdır. Burada çok zâtlar kat’iyen hükmediyorlar ki, Risaletü’n-Nur’un iki merkez-i intişarı olan Isparta ve Kastamonu vilâyetleri sair yerlere nispeten âfât-ı semâviyeden mahfuz kaldıklarının sebebi, Risaletü’n-Nur’un verdiği iman-ı tahkikî ve kuvvet-i itikadiyedir. Çünkü böyle âfatlar, za’f-ı imandan neşet eden hatâların neticesidir. Hadisçe, sadaka belâyı def ettiği gibi, 2 o kuvve-i imaniye dahi o âfâta karşı derecesiyle mukabele ediyor.

• • •

( 10 )( 12 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Kastamonu Lâhikası  ( 11 )  

Lügatler

Geri

âb-ı kevser : Cennette bulunan Kevser ırmağının suyu
âfât : afetler, musibetler
âfât-ı semâviye : semâvî âfetler, gökten gelen âfetler, felaketler
âlem-i bekà : devamlı ve kalıcı âlem, âhiret
âlem-i İslâm : İslâm dünyası
azap : acı, sıkıntı, ceza
aziz : izzetli, çok değerli, saygın
Cennetü’l-Firdevs : Firdevs Cenneti; Cennette bir tabaka
def etme : uzaklaştırma
desti : geniş gövdeli, dar boğazlı olan bir tür su kabı
esasat : esaslar, prensipler
fedakâr : kendini bir hizmete adayan; davası uğrunda değerli şeylerini gözden çıkarabilen
hadis : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
hasenat : güzellikler, iyilikler
ihsân-ı Rabbânî : Allah’ın ihsanı, ikramı, bağışı
iman-ı tahkîki : hakiki iman; inandığı şeylerin aslını, delillerini bilerek inanma
kat’iyen : kesin olarak
kuvve-i imaniye : iman kuvveti
kuvvet-i itikadiye : iman gücü
maddiyyun : materyalistler, herşeyi madde ile açıklamaya çalışanlar
mağlûbiyet : yenilgi
mahfuz : muhafaza edilmiş, korunmuş
mahsul : ürün
medeniyet-i Avrupaiye : Avrupa medeniyeti
menfî : olumsuz
merkez-i Hilâfet : Halifelik merkezi
merkez-i intişar : yayılma merkezi
mukabele etme : karşılık verme
mukabil : karşılık
nazar : bakış
neş’et eden : doğan, meydana gelen
nispeten : kıyasla, oranla
Risaletü’n-Nur : Risale-i Nur’un diğer bir adı
sadaka : Allah rızası için ihtiyaç sahibi kişilere yapılan yardım
sadık : doğru sözlü, dürüst
sair : diğer, başka
semavî : Allah tarafından olan, İlâhî
seyyiat : günahlar, kötülükler
sıddık : çok doğru ve bağlı
şirk : Allah’a ortak koşma
şükretme : nimetlere karşı memnunluk gösterme, Allah’a teşekkür etme
tahrip etme : bozma, yok etme
terakkî : ilerleme, yükselme
vefadar : vefalı, sözünde ve dostluğunda devamlı olan
vilâyet : il
za’f-ı iman : iman zayıflığı
zâlim : zulmeden, haksızlık eden
zelzele : deprem
bâki : geriye kalan
bârekâllah : Allah hayırlı ve mübarek kılsın anlamında, beğeniyi ifade etmek için kullanılan bir söz
binaen : dayanarak
cihet : yön
ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan sapanlar
emare : belirti, işaret
es’adekümullah : Allah saadet ve mutluluk versin
fırka-i dâlle : hak yoldan sapan fırka
hususî : özel
ihtar : hatırlatma, uyarı
îmâ etme : gizli işaret etme
inşirah : ferahlık, sevinç
izale edilme : giderilme, ortadan kaldırılma
kısm-ı âzam : büyük kısım, çoğunluk
Kur’ânî : Kur’ân’a ait, Kur’ân’dan alınan
maatteessüf : üzülerek, ne yazık ki
mahviyet : tevazu, alçak gönüllülük
makam-ı cifrî : cifir hesabına göre ulaşılan netice, sayı değeri
mânâ-yı işârî : asıl anlamın dışında işaret edilen diğer anlam
mâşaallah : Allah dilemiş ve ne güzel yapmış ve Allah nazardan saklasın gibi anlamlara gelen ve beğeniyi ifade etmek için kullanılan bir söz
mazi : geçmiş
medrese : eğitim görülen yer, okul
mukaddeme : başlangıç, giriş
muvafakat etme : müsaade etme
mükerrer : tekrar tekrar, defalarca
müştak : arzulu, çok istekli
mütehassirâne : hasret çekerek, özleyerek
neş’et etme : doğma, meydana gelme
Risaletü’n-Nur : Risale-i Nur’un diğer bir adı
sukut : alçalma, düşüş
suud : yükselme
sürur : mutluluk, sevinç
şükür : nimetlere karşı memnunluk gösterme, Allah’a teşekkür etme
tâun : veba, bulaşıcı ve ölümcül hastalık
terakkî : ilerleme, yükselme
terk-i enâniyet : benlik ve enaniyetten vazgeçme
tevazu-u mutlak : tam bir alçak gönüllülük
veffakakümüllah : Allah sizi muvaffak etsin
Âyetü’l-Kübrâ : en büyük delil anlamına gelen Risale-i Nur’da bir bölüm; Yedinci Şua
aziz : izzetli, çok değerli, saygın
cihet : yön, taraf
ehemmiyetli : önemli
evvel : önce
fütuhat-ı imaniye : imanın fetihleri, zaferleri
hadsiz : sonsuz, sınırsız
hamd ü senâ : şükretme ve övme
harikane : harika bir şekile
Hastalar Risalesi : Yirmi Beşinci Lem’a
hıfz-ı gaybî : gaybî, mânevî koruma
hıfz-ı İlâhî : Allah’ın koruması, himayesi
hizmet-i Kur’âniye : Kur’ân hizmeti
ihtiyat : önlem alma, tedbirli hareket etme
ikram ve inâyet-i İlâhiye : Allah’ın ikramı ve yardımı
İktisat Risalesi : On Dokuzuncu Lem’a
inşaallah : Allah dilerse, izin verirse
İstiâze Risalesi : On Üçüncü Lem’a
kaide : kural, prensip
kıymettar : kıymetli, değerli
lisan : dil
mahzun etme : hüzünlendirme, üzme
medâr-ı keramet ve inâyet ve sürur : keramet, yardım ve mutluluk sebebi, vesilesi
menzil : ev, mekân
mesrûrâne : sevinçli bir şekilde
muannid : inatçı, direnen
muhabere : haberleşme
muhalif : aykırı, zıt
mübarek : hayırlı, değerli
münasip : uygun
müsâdere : yasak edilen bir şeyin kanuna göre elden alınması
müşahede : görme, gözlem
noksan : eksik
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un bölümlerinden her birisi
Risaletü’n-Nur : Risale-i Nur’un diğer bir adı
sıddık : çok doğru ve sadık
şükür : nimetlere karşı memnunluk gösterme, Allah’a teşekkür etme
taarruz : saldırı
taharrî : araştırma, inceleme
teftiş : denetleme, kontrol
ünsiyet : alışkanlık, âşinalık
ziyade : çok, fazla
âb-ı kevser : Cennette bulunan Kevser ırmağının suyu
âfât : afetler, musibetler
âfât-ı semâviye : semâvî âfetler, gökten gelen âfetler, felaketler
âlem-i bekà : devamlı ve kalıcı âlem, âhiret
âlem-i İslâm : İslâm dünyası
azap : acı, sıkıntı, ceza
aziz : izzetli, çok değerli, saygın
Cennetü’l-Firdevs : Firdevs Cenneti; Cennette bir tabaka
def etme : uzaklaştırma
desti : geniş gövdeli, dar boğazlı olan bir tür su kabı
esasat : esaslar, prensipler
fedakâr : kendini bir hizmete adayan; davası uğrunda değerli şeylerini gözden çıkarabilen
hadis : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
hasenat : güzellikler, iyilikler
ihsân-ı Rabbânî : Allah’ın ihsanı, ikramı, bağışı
iman-ı tahkîki : hakiki iman; inandığı şeylerin aslını, delillerini bilerek inanma
kat’iyen : kesin olarak
kuvve-i imaniye : iman kuvveti
kuvvet-i itikadiye : iman gücü
maddiyyun : materyalistler, herşeyi madde ile açıklamaya çalışanlar
mağlûbiyet : yenilgi
mahfuz : muhafaza edilmiş, korunmuş
mahsul : ürün
medeniyet-i Avrupaiye : Avrupa medeniyeti
menfî : olumsuz
merkez-i Hilâfet : Halifelik merkezi
merkez-i intişar : yayılma merkezi
mukabele etme : karşılık verme
mukabil : karşılık
nazar : bakış
neş’et eden : doğan, meydana gelen
nispeten : kıyasla, oranla
Risaletü’n-Nur : Risale-i Nur’un diğer bir adı
sadaka : Allah rızası için ihtiyaç sahibi kişilere yapılan yardım
sadık : doğru sözlü, dürüst
sair : diğer, başka
semavî : Allah tarafından olan, İlâhî
seyyiat : günahlar, kötülükler
sıddık : çok doğru ve bağlı
şirk : Allah’a ortak koşma
şükretme : nimetlere karşı memnunluk gösterme, Allah’a teşekkür etme
tahrip etme : bozma, yok etme
terakkî : ilerleme, yükselme
vefadar : vefalı, sözünde ve dostluğunda devamlı olan
vilâyet : il
za’f-ı iman : iman zayıflığı
zâlim : zulmeden, haksızlık eden
zelzele : deprem

Geri

Dipnotlar

Geri

1 : “Bu servet, bilgim sayesinde bana verilmiştir.” Kasas Sûresi, 28:78.
2 : Muhammed Adfiş el-Mağribî, Câmiü’ş-Şeml, 1:464, hadis no:1741.

Geri