Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Aziz, sıddık, metin, sebatkâr kardeşlerimize; Biz, bu havalideki Risale-i Nur talebeleri namına sizlere pek çok selâmla beraber arz-ı şükran ediyoruz. Ve sizlere ebeden minnettarız ki, muktedir ve parlak kalemlerinizle bizleri hem uyandırdınız, hem yardım ettiniz. Bu vilâyeti, nuranî kalemlerinizle inşaallah Isparta’ya benzettireceksiniz. Ve bilhassa çok ehemmiyetli kardeşimiz kahraman Tahirî’nin parlak ve muvaffakkıyetli ve tevafuklu kalemi, kerametkârâne fütuhat yapıyor. Ve onun iki mâsumeleri ve mâsumların ve ümmî ihtiyarların rengârenk çeşit çeşit meziyetlerini gösteren yazıları bizleri teshir ediyor, herkesi şevkle okumaya sevk ediyor. Cenâb-ı Hak, sizlerden ebeden razı olsun ve sizi muvaffak etsin. Âmin.

Çok mühim ve mübarek kardeşimiz Hâfız Mustafa’nın bize verdikleri ehemmiyetli hâdise-i taarruziye haberi bizi hayrete düşürdü. Ve Üstadımızın o zamanda endişelerinin ve heyecanının hikmetini anladık. Bir hiss-i kablelvukuyla mütemadiyen bizlere der idi: “Dikkat ediniz, sebat ediniz! Münafıklar, taarruz plânı çeviriyorlar” diye bizi ihtiyata sevk ediyor, “Hem bir halt edemezler” diyordu.

Evet, Ispartalı kardeşlerimizin bize haber verdikleri gibi, bu ehemmiyetli hâdise-i taarruziyeye teşebbüs vukuu zamanında muhaberemiz kesildiği halde, mütemadiyen, her vakit Üstadımız, aynı taarruza mâruz bulunuyoruz gibi bizi, yani Emin ve Feyzi’yi ikaz ediyor, “Dikkat ediniz, dört cihetle bize taarruz var. Demir gibi sebat ediniz. Bir halt edemezler.” Biz de bakıyorduk ki, bizde birşey yok, hissetmiyorduk.

Hem, o gaybî hâdiseyi bertaraf etmek için, tam mutabık bir mektup bize yazdırıp size göndermiştik.

Risale-i Nur talebelerinden
Nazif, Selâhaddin, Tevfik, Hilmi, Emin, Feyzi

• • •

( 85 )( 87 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Kastamonu Lâhikası  ( 86 )  

Lügatler

Geri

aziz : çok değerli, izzetli, saygın
bertaraf : bir tarafa atma, bırakma
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
gaybî : gizli
hadise-i taarruziye : saldırı olayı
halt : karıştırma
havali : çevre, civar
hizmet-i Kur’âniye : Kur’ân hizmeti
hüsn-ü zan : güzel zanda, düşüncede bulunma
ihsan : bağış, ikram, lütuf
ihtiyat : önlem alma, tedbirli hareket etme
kat-ı nazar : bakmama, dikkate almama
mesrur : sevinçli, mutlu
muhabere : haberleşme, konuşma
mutabık : uygun
müteessir etme : üzme
mütemadiyen : sürekli olarak
rükün : bir şeyin en sağlam tarafı; direk
sebat : kararlılık gösterme
sıddık : çok doğru ve sadık
şahs-ı mânevî : mânevî şahıs, tüzel kişilik; belli bir ideal ve gaye etrafında bir araya gelen topluluğun oluşturduğu mânevî şahsiyet ve ortak kimlik
taarruz : saldırı
vuku : meydana gelme
âciz : güçsüz, elinden bir şey gelmeyen
âmin : “Allah’ım kabul eyle”
arz-ı şükran : teşekkür etme
âyet-i Kur’âniye : Kur’ân âyeti
Âyetü’n-Nûr : Nur âyeti, Nur Sûresinin 35. âyeti
aziz : çok değerli, izzetli, saygın
bilhassa : özellikle
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
din-i hakikî : asıl, gerçek din
ebeden : sonsuza kadar
ehemmiyetli : önemli
fütuhat : fetihler, zaferler
hadise-i taarruziye : saldırı olayı
havali : çevre, civar
hikmet : sebep, sır
hiss-i kablelvuku : birşeyi olmadan önce hissetme duygusu
inşaallah : Allah dilerse, izin verirse
kerametkârâne : kerametli bir şekilde, keramet gösterircesine
mâsum : günahsız erkek çocuğu
mâsume : günahsız kız çocuğu
menba : kaynak
metin : sağlam, kuvvetli
meziyet : üstün özellik
minnettar : iyilik yapan birisine karşı duyulan teşekkür hissi
muktedir : güçlü, iktidar sahibi
muvaffak etme : başarılı kılma
muvaffakkıyetli : başarılı
mübarek : uğurlu, hayırlı
münafık : iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
mütemadiyen : sürekli olarak
nam : ad
nefis : insanın kendisi
nuranî : nurlu, parlak
nur-u semavî : semavî nur, vahiy ile gelen aydınlık, ışık
rengârenk : pırıl pırıl renklerle bezenmiş
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un her bir bölümü
sebat : kararlılık gösterme
sebatkâr : sabit duran, kararlı
sıddık : çok doğru ve sadık
şakirt : talebe, öğrenci
taarruz : saldırı
tarikat : İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yol
tasavvuf : kalbi dünyanın fâni işlerinden ayırıp, Allah sevgisi ile bağlamak; tarikat ehli olma
teshir : büyüleme
tevafuk : denk gelme, uygunluk
timsal : örnek, benzer
ümmî : tahsil görmemiş, okuma yazma bilmeyen
vecih : yön, şekil
vilâyet : il
ziyade : çok

Geri