Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Aziz, sıddık, sebatkâr kardeşlerim ve hakikî vârislerim; Bugünlerde, Risale-i Nur’a suikast edenlerin ve sizlere sıkıntı verenlerin haklarında, bana verdiği bir hiddet neticesinde bedduaya teşebbüs ettim. Birden Isparta’ya kıyamadım. Kaç defadır niyet ettim, Isparta’daki iyilerin yüzünden suikastçılar kurtuldular. Kıyamadım, beddua yerine “Yâ Rab, madem Isparta, Risale-i Nur’un bir Medresetü’z-Zehrâsıdır, sen oradaki fena memurları dahi ıslah eyle ve hüsn-ü âkıbet ver” diye dua eyledim ve ediyorum.

Saniyen: Bugünlerde Salâhaddin’in İstanbul’dan getirdiği Habbe, Katre, Şemme, Hubab gibi Arabî risalelere baktım, gördüm ki: Yeni Said’in doğrudan doğruya harekât-ı kalbiyesinde müşahede ettiği hakikatler, Risale-i Nur’un çekirdekleri hükmündedir. Zaten bunlar hem Şule ve Zühre, Risale-i Nur’un Arabî parçalarıdır. Onlar, doğrudan doğruya benim nefsimin dersi olduğu için Arabî ve kısa ibarelerle ifade edilmiş; başka adamlar nazara alınmamış.

O zaman, başta Şeyhülislâm ve Darü’l-Hikmet âzâları ve İstanbul’un büyük âlimleri, tahsin ve takdirle karşıladılar. Bunlar Yeni Said’in eserleri olduğundan, Risale-i Nur’un eczalarıdırlar. Eski Said’in ise, Arabî risalelerinden yalnız İşârâtü’l-İcâz, Risale-i Nur’da en mühim bir mevki almış.

Hem her iki Said’in iştirakiyle, birtek Ramazan’da iki hilâl ortasında telif edilen ve kendi kendine ihtiyarım haricinde bir derece manzum şeklini alan ve İşârâtü’l-İcâz kıt’asında ve elli, altmış sahife bulunan Türkçe olarak Lemeât namındaki risale dahi Risale-i Nur’a girebilir. Maatteessüf bir nüsha elde edemedim. Herkesin hoşuna gittiği için, matbu nüshaları kalmamış.

Hem Eski Said’in ilm-i mantık noktasında bir şaheser hükmünde bulunan gayr-ı matbu Ta’likat’tan süzülen i’câzlı bir îcâz-ı harikada müdakkik ulemaları hayret ve tahsinle dikkate sevk eden matbu Kızıl İcaz namındaki risale-i mantıkiye Risale-i Nur’la bağlanmasına ve şakirtlerinin, âlimler kısmının nazarına göstermek lâyık gördüm; fakat çok derindir. Bugünlerde, Feyzi’ye bir parça ders verdim. Belki bir zaman Feyzi kendisi, başkasının da anlaması için dersini Türkçe kaleme alacak.

• • •

( 93 )( 95 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Kastamonu Lâhikası  ( 94 )  

Lügatler

Geri

âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat
âhirzaman : dünya hayatının kıyamete yakın son devresi
azâb : ceza
aziz : çok değerli, izzetli, saygın
biçare : çaresiz
cihet : yön, taraf
derd-i maişet : geçim derdi
ehemmiyetli : önemli
ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan sapanlar
ehl-i iman : Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler
ekser : pek çok
elcevap : cevap olarak
fitne : ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunculuk
gayr-ı matbu : basılmamış
hakikî : asıl, gerçek
hissiyat-ı diniye : din ile ilgili hissi
hususan : bilhassa, özellikle
i’câz : mu’cizelik, bir benzerini yapma konusunda başkalarını acze düşürecek derecede olağanüstü olma
îcâz-ı harika : harika bir icâz, vecizli bir ifade
icmalen : kısaca, özetle
ihtar : hatırlatma, ikaz
ilm-i mantık : mantık ilmi
istifade : faydalanma, yararlanma
kader-i İlâhî : Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması
kaht : kıtlık, kuraklık, kıtlık sebebiyle meydana gelen açlık
Kızıl İcaz : Bediüzzaman’ın mantıkla ilgili bir Arapça eseri
küfran-ı nimet : nimete karşı nankörlük, nimete saygısızlık
lisan-ı hal : hal dili
mâsum : günahsız, suçsuz
matbu : basılmış, basılan
mukavemet : direnç, dayanıklılık
musibet : belâ, felaket, sıkıntı
müdakkik : dikkatli, inceden inceye araştıran
nam : ad
nazar : bakış, görüş
nimet-i İlâhiye : Allah’ın nimeti
risale-i mantıkiye : mantıkla ilgili risale
rivâyet : Peygamberimizden duyulan ve görülen şeylerin nakledilmesi
sebatkâr : sabit duran, kararlılık gösteren
sıddık : çok doğru ve sadık
sual-i manevî : mânevî bir soru
şakirt : talebe, öğrenci
şükür : nimetlere karşı memnunluk gösterme, Allah’a teşekkür etme
Ta’lîkat : Bediüzzaman’ın mantık ilmi üzerine yazdığı bir Arapça eseri
tahsin : övgü, güzel bulma
takdir etme : beğendiğini dile getirme
ulema : âlimler
vâris : mirasçı
vech-i rahmet : rahmet yönü
Arabî : Arapça
âzâ : üyeler
aziz : çok değerli, izzetli, saygın
ecza : kısımlar, bölümler
fena : kötü
Habbe : dane, tohum; Mesnevî-i Nuriye’de yer alan bir bölüm
hakikat : gerçek, doğru
hakikî : asıl, gerçek
harekât-ı kalbiye : kalbî hareketler
hiddet : öfke, kızgınlık
Hubab : taneler, tohumlar; Mesnevî-i Nuriye’de yer alan bir bölüm
hüsn-ü âkıbet : güzel bir sonuç
ıslah : düzeltme, iyileştirme
ibare : metin, cümle
ihtiyar : dileme, istek, irade
iki hilâl ortası : Ramazan ayı; Ramazan ile Şevval aylarının hilâllerinin ortası
iki Said : Eski Said ve Yeni Said
iştirak : katılma
Katre : damla; Mesnevî-i Nuriye’de yer alan bir bölüm
kıt’a : bölüm, parça
Lemeât : parıltılar anlamına gelen ve Sözler’de yer alan bir bölüm
maatteessüf : üzülerek, ne yazık ki
manzum : vezinli, şiir şeklinde
Medresetü'z-Zehra : Bediüzzaman’ın, 1914’te Van Edremit’te temelini attığı, din ilimleri ile fen ilimlerinin birlikte okutulmasını istediği üniversite; Risale-i Nur hizmeti
mevki : yer, makam
müşahede : gözleme
nam : ad
nazara almak : dikkate almak
nefs : insanın kendisi
nüsha : kopya
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un her bir bölümü
saniyen : ikinci olarak
sebatkâr : sabit duran, kararlılık gösteren
sıddık : çok doğru ve sadık
Şemme : en küçük miktar; bir defacık koklama; Mesnevî-i Nuriye’de yer alan bir bölüm
Şeyhülislâm : Osmanlı Devleti zamanında dinî meselelerle şerîat mahkemelerine bakan en yüksek dereceli din adamı
Şule : parıltı; Mesnevî-i Nuriye’de yer alan bir bölüm
tahsin : övgü, güzel bulma
telif edilen : yazılan, kaleme alınan
vâris : mirasçı
Yâ Rab : ey herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye eden ve idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
Zühre : Çoban Yıldızı; Mesnevî-i Nuriye’de yer alan bir bölüm

Geri