Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Aziz, sıddık kardeşlerim; Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, bu gaflet mevsimi olan baharda ve derd-i maişet belâsında, Risale-i Nur fütuhatında devam ediyor. İstanbul’dan yazıyorlar ki, oraya giden, başta Hüsrev’in Mu’cizat-ı Ahmediyesi olarak, risaleleri her kim görmüş ve okumuşsa, başta Fetva Emini Ali Rıza olarak herkes hayret ve istihsanla, “Bu tarz-ı ifade ve ispat ve beyan hiçbir kitapta bulmamışız. Bu şerait içinde böyle eserler hiç kimseye müyesser olmamış” deyip, kemâl-i iştiyakla karşılıyorlar. Ve Ankara’da, dünyaca yüksek makamlarda, askeriye heyetinde, kemâl-i iştiyak ve takdirle Risale-i Nur’u yazıp okutturuyorlar. Başta Miralay Mehmed Yümnü olarak, mühim askerî paşaları, “Risale-i Nur iman kurtarıcıdır” diye takdirkârâne tam teslimiyetle okuyup istifade ediyorlar. Hattâ burada da pek çok ayrı ayrı tarzda Risale-i Nur aleyhinde yaptıkları desiseler ve tedbirler ve şakirtleri soğutmak ve sarsmak plânları, hususan derd-i maişet belâları, Risale-i Nur’un inkişafını durdurmuyor, günden güne tevessü ediyor. Hattâ en ziyade hücum edenler dahi, perde altında istifadeye çalışıyorlar. Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, inayet-i İlâhiye ve himayet-i Rabbaniye devam ediyor. Fakat, yalnız ehemmiyetli bir plânla, ayrı bir cephede, mütemerrid münafıklar tarafından bir hücum var. Çok ihtiyat ve dikkat ve ve tesanüt lâzımdır ki, tâ onların bu plânı da akîm kalsın. Plân da budur: “Risale-i Nur talebeleri içinde tesanüdü bozmak.”

On sekiz seneden beri hakkımızda programları, has talebeleri bizden kaçırmak, soğutmak idi. Bu plânları akîm kaldı. Şimdi tesanüdü bozmak ve bazı menfaatperest, fakat ehl-i ilim ve ehl-i dinden, Risale-i Nur’un cereyanına karşı rakip çıkarmak suretiyle intişarına zarar vermeye çalışıyorlar.

Hem Ramazan Risalesinin âhirinde nefs-i emmâreyi, her nevi azaptan ziyade, açlıkla temerrüdünü terk ettiği gibi; şimdiki ehl-i nifakın mütemerridane sefahetinin cezası olarak, umuma ve mâsumlara da gelen bu açlık ve derd-i maişet belâsından ehl-i dalâlet istifade edip, Risale-i Nur’un fakir şakirtlerinin aleyhine istimal etmek ihtimali var. Madem şimdiye kadar ekseriyet-i mutlakayla Risale i Nur şakirtleri, Risale-i Nur hizmetini her belâya, her derde bir çare, bir ilâç bulmuşlar; biz hergün hizmet derecesinde, maişette kolaylık, kalpte ferahlık, sıkıntılara genişlik hissediyoruz, görüyoruz. Elbette bu dehşetli yeni belâlara, musibetlere karşı da, yine Risale-i Nur’un hizmetiyle mukabele etmemiz lâzımdır. Umum kardeşlerimize birer birer selâm ediyoruz.

• • •

( 149 )( 151 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Kastamonu Lâhikası  ( 150 )  

Lügatler

Geri

aziz : çok değerli, izzetli, saygın
beyan : açıklama, izah
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cüz’î : az, küçük, ferdî
derd-i maişet : geçim derdi, sıkıntısı
desise : hile, aldatma
elzem : çok gerekli
enaniyet : benlik
fütuhat : fetihler, zaferler
hadsiz : sonsuz, sınırsız
hâli : uzak
haysiyet : itibar, şeref, değer
heyet : grup, topluluk
hususan : bilhassa, özellikle
inkişaf : açığa çıkma, gelişme
istifade : faydalanma, yararlanma
istihsan : beğenme, güzel bulma
kemâl-i iştiyak : tam bir istek ve arzu
medâr-ı nizâ : kavga ve çekişme sebebi
meşrep : huy, karakter
meşveret : işlerin karşılıklı danışıp görüşme yoluyla halledilmesi
Mu’cizât-ı Ahmediye : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) gösterdiği mu’cizeleri anlatan risale; On Dokuzuncu Mektup
mübayenet : uyuşmazlık, zıtlık
mükellef : yükümlü
müsamaha : hoşgörü
müyesser : nasip olan
nefis : insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere yönelten duygu
rabıta : bağ
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un her bir bölümü
saadet : mutluluk
sıddık : çok doğru ve bağlı
şakirt : talebe, öğrenci
şerait : şartlar
şükür : nimetlere karşı memnunluk gösterme, Allah’a teşekkür etme
takdirkârâne : beğeniyi dile getirerek
tarz-ı ifade : ifade tarzı
tenkit : eleştiri
tesanüd : dayanışma
tevbe : pişmanlık duyarak günahtan dönüş
tevessü : genişleme, yayılma
umum : bütün
âhir : son
akîm : neticesiz, sonuçsuz
aziz : çok değerli, izzetli, saygın
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cereyan : hareket, akım
defter-i hasenat : sevap ve iyiliklerin yazıldığı manevî defter
derd-i maişet : geçim derdi, sıkıntısı
ehemmiyetli : önemli
ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan sapanlar
ehl-i din : din sahipleri, dindarlar
ehl-i ilim : ilim sahibi, âlimler
ehl-i nifak : münafıklar, iki yüzlülük yapanlar
ekseriyet-i mutlaka : kesin çoğunluk
hadsiz : sonsuz, sınırsız
has talebeler : özel; kıymetli ve ileri gelen mühim talebeler
himâyet-i Rabbâniye : Allah’ın koruma ve himâyesi
ihtiyat : önlem alma, tedbirli hareket etme
inâyet-i İlâhiye : Allah’ın inâyeti, yardımı
intişar : yayılma
istifade : faydalanma, yararlanma
istimal : kullanma
kıymettar : kıymetli, değerli
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : açıklamalarıyla ve anlatımıyla mu’cize olan, benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân
maişet : geçim
menfaatperest : çıkarını düşünen
mukabele : karşılık verme
musibet : belâ, felaket, sıkıntı
mübarek : hayırlı
münafık : iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen
mütemadiyen : sürekli olarak
mütemerrid : inatçı, inanmamakta direnen
mütemerridane : inat ederek
nefs-i emmâre : insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu
nevi : çeşit, tür
sebat : kararlılık, sabit olma
sefahet : yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük, beyinsizlik, budalalık
sıddık : çok doğru ve bağlı
suretiyle : şekliyle
şakirt : talebe, öğrenci
şükür : nimetlere karşı memnunluk gösterme, Allah’a teşekkür etme
temerrüd : inat etme, direnme
tesanüd : dayanışma
umum : herkes, genel, bütün
veçh-i i’câz : mu’cizelik yönü
ziyade : çok, fazla

Geri