Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Aziz, sıddık, mübarek kardeşlerim; Cenâb-ı Hakka hadsiz şükrediyorum ki, bu acip zamanda, sizin gibi hâlis, muhlis, mahviyetli, fedakâr kardeşleri bize ihsan eylemiş.

Bu defa Hüsrev’in, Hâfız Ali’nin, Hâfız Mustafa’nın, Küçük Ali’nin birbirine hitaben yazdıkları dört mektuplarını okudum. En derin kalbimde bir sürur, bir hiss-i şükran, bir memnuniyet hissettim. Bu çok kıymettar kardeşlerimin ne derece âli himmet ve yüksek ruhlu, Risale-i Nur hizmetinde ne derece fedakâr olduklarını anladım. Ve Risale-i Nur böyle kuvvetli ve hâlis ellere tevdi edildiğinden, bize kat’î kanaat verdi ki, Risale-i Nur mağlûp olmayacak. Bu kuvvetli tesanüt onu daima yaşattırıp parlattıracak.

Evet, kardeşlerim, sizler, ihlâs sırrını tam muhafaza ediyorsunuz. Bu kadar esbab-ı tefrika içinde vahdetinizi muhafaza, hakikaten bir harikadır. Hâfız Ali’nin hakikaten müstesna bir mahviyet ve tevazuu içinde ihlâsı ve fena fil’ihvan düsturunu muhafaza etmesi ve Hüsrev’in hakikaten tedbirce bana ihtiyaç bırakmayacak bir derecede tedbir ve dirayeti ve Hâfız Ali gibi yüksek ihlâsı ve mahviyeti, Hâfız Mustafa’nın hizmet-i Nuriyede büyük iktidarı içinde kuvvetli bir sadakati ve fedakârâne teslimiyeti ve hem Abdurrahman, hem Lütfü, hem Hâfız Ali mânâsını taşıyan büyük ruhlu Küçük Ali, Risale-i Nur hizmetini dünyada herşeye tercihan hayatının en büyük maksadı yapması ve sebeb-i ihtilâfa karşı kuvvetli mukavemeti bulunduğunu bu dört mektubunuz bana bildirdi.

Aynı sistemde, meselede alâkadar kahraman Tâhirî ve kahraman Rüştü’nün dahi aynı hakikatte ve aynı ahlâkta bulunduklarını hiç şüphe etmiyoruz. Bu altı rüknün, bu muvakkat sarsıntıdan, hakikî bir tesanütle birbirine el ele, omuz omuza, baş başa vermesi, altı yüz, belki altı bin kıymet-i mâneviyeyi alıyor diye, Cenâb-ı Hakka Risale-i Nur hesabına hadsiz şükür ediyoruz ve sizi de tebrik ediyoruz. Isparta içindeki has ve hâlis kardeşlerimizden, bu âhir mektuplarda, Mehmed Zühtü, Isparta Hâfız Ali’sinden haber alamadığımdan merak ettim. Rahatsız değiller mi?

Sandıklı tarafından, kemâl-i şevkle ve ciddiyetle faaliyette bulunan Hasan Âtıf kardeşimizin bir mektubundan anladım ki, orada, perde altında faaliyetini durdurmak için bazı hocalar, bir kısım tarikata mensup adamları vasıta edip fütur veriyorlar. Halbuki mesleğimiz, müsbet hareket etmektir. Değil mübareze, belki başkaları düşünmeye de mesleğimiz müsaade etmiyor.

Hem, müşterileri de aramaya mecbur değiliz. Müşteriler yalvarmalı. O kardeşimiz, hakikaten hâlis ve tam sadık; kalemi gibi kalbi, ruhu da güzel; fakat birden herşeyi mükemmel ister, onun için biraz sıkıntı çeker. Mümkün olduğu kadar hem ihtiyat etsin, hem mübtedi’ hocalara mübareze kapısını açmasın. İnşaallah Cenâb-ı Hak onu muvaffak eder. O mıntıkada kendi gibi hâlis rükünleri bulur; belki de bulmuş.

Biz, başta onu ve onun etrafındaki Risale-i Nur şakirtlerini tebrik ediyoruz. Onların az hizmetlerine çok nazarıyla bakıyoruz. Ben buradan onlarla muhabere ve müşavere edemediğimden, sizler benim bedelime, o kardeşlerimize hem selâmımızı, hem mânevî kazançlarımıza, haslar dairesinde, Âtıf’ın sadık rüfekası ünvanı altında dahildirler. Her sabah yanımızda mânen bulunuyorlar.

• • •

( 155 )( 157 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Kastamonu Lâhikası  ( 156 )  

Lügatler

Geri

aziz : çok değerli, izzetli, saygın
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
divane : akılsız, deli
dostâne : dostça
erkân : bir topluluğun ileri gelenleri, büyükleri
evham : kuruntular, şüpheler
hadsiz : sonsuz, sınırsız
hâlis : içten, katıksız, samimî
haram : Allah ve Resulü tarafından kesin olarak yasaklanmış şey
hayat-ı içtimaiye : sosyal hayat
hercümerc : karma karışıklık, dağınıklık
hiss-i şükran : teşekkür etme hissi
hitaben : hitap ederek
hususan : bilhassa, özellikle
hülâsa : özetle
ihsan : bağışlama
istiğna : ihtiyaç duymama, kaçınma
istirahat : rahat, huzur
kat’iyen : kesin olarak
kıymettar : kıymetli, değerli
mahviyet : tevazu, alçak gönüllülük
maslahat : fayda, yarar
muhlis : samimî, ihlâslı; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözeten
mübarek : hayırlı
naşir : neşreden, yazıp yayan
rüfeka : arkadaşlar
sıddık : çok doğru ve bağlı
sürur : mutluluk, sevinç
şükür : nimetlere karşı memnunluk gösterme, Allah’a teşekkür etme
tarassut : gözetleme
temin etmek : sağlamak
tevehhüm : kuruntuya kapılma, olmayan şeyi var zannetme
umum : bütün
akîm : neticesiz, sonuçsuz
âmin : “Allah’ım kabul eyle”
aziz : çok değerli, izzetli, saygın
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
desise : hile, aldatma
ebeden : sonsuza kadar
ehemmiyetli : önemli
fevkalâde : olağanüstü, çok güzel
hadsiz : sonsuz, sınırsız
hakikat : gerçek, doğru
hakikaten : gerçekten
hâlis : içten, katıksız, samimî
haslar : kıymetli ve ileri gelen mühim talebeler
havali : çevre, civar
hizmet-i Nuriye : Risale-i Nur hizmeti
i’zam : büyütme
ihtiyat etme : önlem alma, tedbirli hareket etme
inşaallah : Allah’ın izniyle
istinsah : yazarak çoğaltma
mânen : mânevî yönden
muhabere : haberleşme, konuşma
muttali : bilme, bilgiye ulaşma
muvaffak : başarılı olma, erişme
mübarek : hayırlı
mübareze : karşı koyma, çarpışma
mübtedi’ : ehl-i sünnet yolundan ayrılan
müşavere : danışma, istişare
müteyakkız : uyanık, gözü açık
müttehid : birleşmiş
nazar : bakış, görüş, düşünce
rüfeka : arkadaşlar
rükün : bir topluluğun en önemli üyelerinden her biri
sadakat : bağlılık, sebat
sadık : bağlı, doğru
sebat : kararlılık, sabit olma
sıddık : çok doğru ve bağlı
şakirt : talebe, öğrenci
şecere-i külliye : geniş soy ağacı
şeytân-ı cinnî ve insî : şeytanın gayesine hizmet eden cin ve insanlar
şükür : nimetlere karşı memnunluk gösterme, Allah’a teşekkür etme
tahakkuk : gerçekleşme
tanzim : düzenleme, düzene koyma
tarikat : İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yol
tasdik etme : doğrulama, kabul etme
vuku : gerçekleşme, meydana gelme
âhir : son
alâkadar : ilgili, alâkalı
âlî : yüce, yüksek
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
dirayet : bilgi, kavrayış
düstur : kâide, kural
esbab-ı tefrika : bölünme, ayrılma sebepleri
fedakârâne : fedakârca
fena fil’ihvan : kardeşinde fena olma, yok olma
fütur : usanç, gevşeklik
hadsiz : sonsuz, sınırsız
hakikat : gerçek, doğru
hakikî : asıl, gerçek
hâlis : içten, samimî
has ve hâlis kardeşler : kıymetli ve ileri gelen; samimî mühim talebeler
himmet : gayret
hizmet-i Nuriye : Risale-i Nur hizmeti
ihlâs : ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet
iktidar : güç, kudret
kat’î : kesin olarak
kemâl-i şevk : tam bir şevk ve istek
kıymet-i mâneviye : mânevî kıymet, değer
mağlup olma : yenik düşme
mahviyet : tevazu, alçak gönüllülük
mukavemet : karşı koyma, direnç
muvakkat : geçici
mübareze : karşı koyma, çarpışma
müsbet : olumlu, uygun
müstesna : benzeri az bulunan
rükün : bir topluluğun en önemli üyelerinden her biri
sadakat : bağlılık, sebat
sebeb-i ihtilâf : ayrılığa sebep
şükür : nimetlere karşı memnunluk gösterme, Allah’a teşekkür etme
tarikat : İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yol
tercihan : tercih olarak
tesanüt : dayanışma
teslimiyet : teslim olma, bağlılık
tevazu : alçakgönüllülük
tevdi : bırakma, emanet etme
vahdet : birlik

Geri