Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Aziz sıddık kardeşlerim; Âyetü’l-Kübrâ’nın matbu nüshaları perde altında çok hizmet görmüşler. Baştaki ihtarın âhirinde, beyaz yerde bir haşiye olarak size altı satır suretini gönderdik; siz münasip görürseniz yazdırırsınız, hem ıslah ve tashih edersiniz. Benim kat’î kanaatim geldi ki:

Bu defa, Âyetü’l-Kübrâ’yı dikkatle ve muarızları nazara alıp okudum. Şüphem kalmadı ki, Risale-i Nur’un çok şiddetli darbelerine karşı muarızlar zaif bahaneler ve sinek kanadı kadar ehemmiyetsiz kusurları medar-ı mes’uliyet gördükleri halde, bu dehşetli darbeleri nazara almayıp hem beraatimizi, hem Risale-i Nur’un serbestiyetini kabul etmelerinin sebebi: Başta Âyetü’l-Kübrâ olarak Risale-i Nur’un “Meyve” ve “Hüccetü’l-Bâliğa” gibi eczalarındaki hârikulâde ve sarsılmaz hakikatler, onların dehşetli inatlarını kırmasıdır. Çaresiz mecburiyetle serbestiyetini, beraatimizi resmen kabul etmişler. Fakat yine gizli zındıka komitesi, elinden geldiği kadar nazar-ı millette kendilerini lânetten, nefretten bir derece kurtarmak için, kusurlarımızı arıyorlar ve hükûmeti iğfal etmeye çalışıyorlar. Onun için, biz, eskisi gibi ihtiyatımızı elden bırakmamalıyız. HAŞİYE

Umum kardeşlerimizin gelecek mübarek Ramazan-ı Şerifinizi ve geçmiş Berat gecelerinizi bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz. Cenâb-ı Hak, onların ve bizlerin hakkımızda bu Ramazan’daki leyle-i Kadrimizi bin aydan hayırlı ve bin ay kadar medar-ı sevap eylesin, ümmet-i Muhammediyeye saadet ve selâmet versin. Âmin. Hem cümlenize birer birer selâm eden kardeşiniz,

Said Nursî

• • •

( 25 )( 27 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Emirdağ Lâhikası - I  ( 26 )  

Lügatler

Geri

Meyve : Meyve Risalesi, On Birinci Şuâ
Hüccetü'l-Bâliğa : Asâ-yı Mûsâ’nın ikinci kısmına verilen ad
ecza : cüzler, bütünü oluşturan parçalar
hârikulâde : olağanüstü, şaşırtıcı derecede
hakikat : doğru, gerçek
beraat : temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması
zındıka : dinsizlik
komite : kötü bir maksat için toplanmış gizli cemiyet, topluluk
nazar-ı millet : milletin katında
lânet : Cenâb-ı Hakkın affından mahrum olma mânâsına gelen nefret ifadesi
iğfal etme : kandırma, aldatma
ihtiyat : önlem alma, tedbirli hareket etme
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
Âyetü’l-Kübrâ : en büyük delil anlamına gelen Risale-i Nur’da bir bölümün adı; Yedinci Şuâ
ihtar : hatırlatma, ikaz
âhir : son
nazar-ı dikkati celb etme : dikkat çekme
tab' : baskı, basma
kudsî : kutsal
galebe : üstün gelme
necât : kurtuluş, selâmet
kerâmet-i gaybiye : ileriye dönük, istikbâl ile alâkalı kerâmet
umum : bütün
ruh u can : ruh ve canla, büyük bir istekle
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
medar-ı sevap : sevinç ve neşe vesilesi
ümmet-i Muhammediye : Hz. Muhammed’e (a.s.m.) tâbi olan Müslümanlar; onun dâvetine muhatap olanlar
saadet : mutluluk
selâmet : esenlik, güven
âmin : kabul eyle, ey Allah’ım
aziz : çok değerli, izzetli
sıddık : çok doğru ve bağlı
sebatkâr : sebat eden
vefadar : vefâlı, sözünde ve dostluğunda devamlı olan
Ankara ehl-i vukufu : Ankara Mahkemesi bilirkişi heyeti
keramet : Allah’ın bir ikramı olarak görünen olağanüstü hâl ve fiil
işaret-i gaybiye : geleceğe veya bilinmeyen bir olaya işaret yoluyla verilen haber
inkâr etme : inanmama, kabul etmeme
izhar edilme : gösterilme, ortaya çıkarılma
tenkid : eleştiri
mukabil : karşılık
müdafaat : savunmalar

Geri

Dipnotlar

Geri

HAŞİYE : Âyetü’l-Kübrâ’nın başındaki ihtarın âhirinde, nazar-ı dikkati celb etmiş” cümlesine haşiyedir. Evet, İmam-ı Ali’nin (r.a.) Âyetü’l-Kübrâ hakkında verdiği haberi tam tamına Denizli hâdisesi tasdik etti. Çünkü bu risalenin gizli tab’ı hapsimize bir vesile oldu; ve onun kudsî ve çok kuvvetli hakikati galebesiyle beraat ve necâtımıza ehemmiyetli bir sebep oldu. İmam-ı Ali’nin (r.a.) kerâmet-i gaybiyesini körlere de gösterdi. {{1}} وَبِاْلاٰيَةِ الْكُبْرٰى اَمِنِّى مِنَ الْفَجَتِ Hakkımızdaki duasının kabulünü ispat etti. {{1}} Ey Mevlâm! Âyetü’l-Kübrâ hürmetine, beni tüm sıkıntılardan kurtar.

Geri