Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Aziz, sıddık kardeşlerim; Şimdi bir halimi size beyan etmek lâzım geliyor tâ başka sebepler sizi müteessir etmesin. O hal de şudur: Bu yirmi sene tazyik neticesi, ehemmiyetli ve müzmin bir hastalık bana ârız olmuş. Zaten eskiden beri o hastalığın esası bende vardı ki, ona merdümgirizlik, yani, insanlardan çekinmek, temas etmemek, temastan müteessir olmak... Hattâ şimdi en hafif ruhlu bir kardeşim, bir şakirdimle görüşmeyi -fakat Risale-i Nur hizmetine ait olmamak şartıyla- ruhum kaldırmıyor. Hattâ dostâne bakmaktan cidden müteessir oluyorum. Bu ehemmiyetli halde insanların bana karşı zulüm ve cinayetleri bir vesile olduğu gibi, inayet-i İlâhiye ve kaderin adaleti ve hizmet-i imaniyedeki ihlâsın muhafazası en ehemmiyetli bir sebeptir ki, hem zulm ü cinayet-i beşeriyeyi hiçe indiriyor, hem bu hastalığı tam bana sevdiriyor, sabır ve tahammül verir. Nasıl ki insanlar evham yüzünden beni temastan men ede ede âsâbıma dokundurdular; inayet-i İlâhiye dahi, hizmet-i imaniyedeki ihlâsı kırmamak ve tasannukârâne hodfuruşluk vaziyetine girmeye mecbur etmemek ve ziyade hüsn-ü zan edenlerin karşısında beni tekellüflere ve gösterişlere mecbur etmemek ve bu zamanda çok tesir eden şahsıma karşı teveccüh, muhabbet ve hizmete zarar veren kendini makam sahibi göstermek vaziyetinden kurtarmak ve Kur’ân’dan gelen Risale-i Nur’un elmas gibi hakikatlerini bana mâletmekle cam parçalarına indirmemek hikmetleriyle, Cenâb-ı Erhamürrâhimîn bana bu hastalığı vermiştir. Ben, Cenâb-ı Hakka şükrediyorum. Siz de müteessir olmayınız, memnun olunuz. Fakat fıtrî teellümlere karşı, tahammülüm için duanıza muhtacım.

Aziz kardeşlerim; bize teslim olunan kitaplarımın yaldızlı kaplı büyük mecmualardan bir kısmına baktım, gördüm ki: Nur, gül fabrikalarının elmas kalemleriyle yazdıkları risaleler, o yaldızlı kaplar içinde bazan on beş yirmi risale içinde bulunan mecmualar o kadar güzel birer elmas kılıç hükmünde düşmanlarına karşı kendilerini büyük makamlarca ve mahkemelerde müdafaa etmek hikmetiyle—hiçbir sebep yokken, birden bire Risale-i Nur’u büyük mecmualar tarzında yaptırmaya hapsimizden beş ay evvel başladık—bunda büyük bir inayet-i İlâhiye olduğuna şüphem kalmadı ve feylesofların mağlûbiyetinin hikmetini anladık. Çünkü içtimada eczaların kuvvetinden çok ziyade bir kuvvet, hususan müdafaa vaktinde içtima ve tesanüdden ileri geliyor.

Kardeşlerim; çoktan size söylemek lâzım gelirken unutmuştum. Kerametli Yirmi Dokuzuncu Söz, o Sözün yalnız birinci makamıdır. O Sözün ikinci makamı ise, ehemmiyetine binaen -ki, bir vecihte ona da “Âyetü’l-Kübrâ” namını İmam-ı Ali Radiyallahu Anhu vermiş olan- Yirmi Dokuzuncu Lem’a-i Arabiyedir ki, “Allahu Ekber” gibi sâir tesbihatın mertebelerindeki Nur’ları beyan ediyor ve Hizb-i Nuriyenin de bir me’hazıdır. Umum kardeşlerime birer birer selâm ve dua ederim. Gizli olan her gecede muhtemel bulunan leyle-i Kadirlerinizi tebrik ederim.

Kardeşiniz
Said Nursî

• • •

( 32 )( 34 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Emirdağ Lâhikası - I  ( 33 )  

Lügatler

Geri

aziz : çok değerli, izzetli
sıddık : çok doğru ve bağlı
beyan etmek : açıklamak, izah etmek
müteessir olma : etkilenme, üzülme
tazyik : baskı, ağırlık
müzmin : iyice yerleşmiş, kronik
ârız olma : bulaşma, ilişme
merdümgirizlik : insanlardan sıkılganlık, kalabalıktan hoşlanmayıp yalnızlık isteme hâli
şakird : talebe, öğrenci
dostâne : dostça, dost gibi
inayet-i İlâhî : Allah’ın inayeti, yardımı
kader : Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce, takdir etmesi, plânlaması
hizmet-i imaniye : iman hizmeti
ihlâs : ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet
muhafaza : koruma
zulm-ü cinayet-i beşeriye : insanlığın cinayet zulmü, suçu
evham : kuruntular, şüpheler
men : yasaklama
âsâb : damarlar; sinirler
hizmet-i imaniye : iman hizmeti
tasannukârâne : yapmacık bir şekilde davranma
hodfuruşluk : kendini beğendirmeye çalışma
vaziyet : durum, hâl
hüsn-ü zan : güzel düşünce
tekellüf : zahmet
teveccüh : ilgi, yönelme
muhabbet : sevgi
hakikat : gerçek, doğru
hikmet : sır, gaye, fayda
Cenâb-ı Erhamürrâhim : merhametlilerin en merhametlisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
fıtrî : doğal, yaratılıştan gelen
teellüm : elem, keder, acı
mecmua : belli bir konuda yazılan yazıların bir araya toplanmasıyla oluşan kitapçık
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un her bir bölümü
müdafaa : savunma
hikmet : gaye, maksat
mecmua : belli bir konuda yazılan yazıların birleşimi
inayet-i İlâhiye : Allah’ın inayeti, yardımı
feylesof : filozof; felsefe ile uğraşan, felsefeci
içtima : toplanma, bir araya gelme
ecza : cüzler, bütünü oluşturan parçalar
ziyade : çok, fazla
hususan : bilhassa, özellikle
tesanüd : dayanışma
keramet : Allah’ın bir ikramı olarak ortaya çıkan olağanüstü hâl ve fiil
binaen : dayanarak
vecih : şekil, tarz
Âyetü’l-Kübrâ : en büyük delil anlamına gelen Risale-i Nur’da bir bölümün adı; Yedinci Şuâ
Radiyallahu Anh : Allah ondan razı olsun
Yirmi Dokuzuncu Lem'a-i Arabiye : Arapça olarak temin edilen Yirmi Dokuzuncu Lem’a
Allahu Ekber : “Allah en büyüktür”
:
sâir : bir şeyden geri kalan, başkası, diğeri
tesbihat : Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
mertebe : derece, makam
beyan etme : açıklama, anlatma
me'haz : kaynak
leyle-i Kadir : Ramazan ayı içinde bulunan mübarek gece
aziz : çok değerli, izzetli
sıddık : çok doğru ve bağlı
bilmukabele : karşılık olarak
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
ihsan : bağış, ikram, iyilik
mazhar eyleme : eriştirme, ulaştırma
suret : şekilde
medar : dayanak noktası, kaynak
tevazu : alçakgönüllülük
mahviyet : alçakgönüllülük
terk-i enaniyet : benlik ve enaniyetten vazgeçme
ehl-i hakikat : tarikat ve tasavvuf yoluna girmeden, Sahabe gibi doğrudan Kur’ân ve Sünnetteki hakikatlere ulaşanlar
elzem : çok gerekli
hodfuruşluk : kendini beğendirmeye çalışma

Geri