Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

Aziz, sıddık kardeşlerim, bu dehşetli asırda mükemmel tesellîlerim ve vârislerim; Sizin fevkalâde sa’y ve gayretiniz Isparta ve civarını bir geniş Medresetü’z-Zehraya ve bir Câmiü’l-Ezhere çevirdiğine bir delil de, bu defa matbaacıları da hayrette bırakan yazdıklarınız Asâ-yı Mûsâ mecmuasından yirmiden ziyade mükemmel tevafuklu nüshalarını bu yarım ümmî kardeşinize göndermenizdir. Cenâb-ı Erhamürrâhimîn, sizlere, yazanlara ve yardım edenlere herbir harfine mukabil bin rahmet eylesin ve binler meyve-i Cennet ihsan etsin ve yüzer hasenat defter-i amâlinizde yazdırsın. Âmin. Âmin. Âmin.

Ben onlara baktım, kalbime geldi ki: Bu kahramanların şimdi de bir mükâfatları yok mu?

Birden ihtar edildi ki: Onlar, bu mecmuayı yazmakla feylesofları susturan, imana getiren kuvvetli bir ders-i imanîyi en evvel kendi kendine tam okuyorlar, mânevî bir hazine kazanıyorlar.

Hem onların nüshaları, pek çokların imanlarını kurtaracaklar veya imana gelecekler. Bir hadiste vardır ki, “Bir tek adam seninle imana gelse, sahra dolusu kırmızı koyundan daha hayırlıdır.” 1 Hem onlar, bu mübarek kalemleriyle, eski zamanda İslâmiyetin büyük mücahid kahramanlarının kılıçlarının kudsî hizmetlerini görüyorlar. Elbette istikbal, onları ve Nurcuları çok alkışlayacak.

Saniyen: Asâ-yı Mûsâ mecmuasının başında bu gelen ve çizgiyle işaret edilen fıkra yazılsa münasiptir. İsteyen, bu mektubun başındaki kısmını da beraber yazabilir.

İmam-ı Ali Radıyallahü Anh, Celcelutiye’sinde pek kuvvetli ve sarahate yakın bir tarzda Risale-i Nur’dan ve ehemmiyetli risalelerinden aynı numara ile haber verdiğini, Yirmi sekizinci Lem’a ile Sekizinci Şuâ tam ispat etmişler. İmam-ı Ali Radıyallahü Anh, Risale-i Nur’un en son risalesini Celcelutiye’de 2وَاسْمِ عَصَا مُوسٰى بِهِ الظُّلْمَةُ انْجَلَتْ fıkrasıyla haber veriyor. Biz bir iki sene evvel Âyetü’l-Kübrâ’yı en son zannetmiştik. Halbuki şimdi altmış dörtte telifçe Risale-i Nur’un tamam olması ve bu cümle-i Aleviyenin meâlini, yani, karanlığı dağıtacak, asâ-yı Mûsâ (Aleyhisselâm) gibi ışık verecek, sihirleri iptal edecek” bir risaleden haber vermesi; ve bu mecmuanın “Meyve” kısmı bir müdafaa hükmüne geçip başımıza çöken dehşetli, zulümlü zulmetleri dağıttığı gibi, “Hüccetler” kısmı da, Nurlara karşı cephe alan felsefe karanlıklarını izale edip Ankara ehl-i vukufunu teslime ve tahsine mecbur etmesi; ve istikbalde zulmetleri dağıtacak çok emâreler bulunması; ve asâ-yı Mûsâ (Aleyhisselâmın) bir taşta on iki çeşme akıtmasına ve on bir mu’cizeye medar olmasına mukabil ve müşabih bu son mecmua dahi, “Meyve”, on bir mesele-i nurâniyesi ve “Hüccetullahi’l-Bâliğa” kısmı on bir hüccet-i katıası bulunması cihetinde bize kanaat verdi ki, İmam-ı Ali Radıyallahu Anh, o fıkra ile doğrudan doğruya bu Asâ-yı Mûsâ ismindeki mecmuaya bakar ve ondan tahsinkârane haber verir.

Salisen: Nur santralı ve Yirmi Yedinci Mektupta çok ehemmiyetli fıkraları bulunan Sabri’nin bu defaki mersiyesini Lâhikaya geçirdik ve size de gönderdik. Ve çalışkan mübareklerden ve Nurların neşrine çok hizmet eden Hafız Mustafa’nın yedi yaşında iken Altıncı Şuâyı ve bana bir mektup yazan tam mübarek, mâsum mahdumu, burada, mâsumlar içinde Nurlara bir iştiyak uyandıracak. Onun namı Said Nurî olmalı; Nursî köydür, mânâsız olur. ‘Sin’ olmasın, yalnız ‘ye’ olsun; tâ Nurlara alâkasını göstersin. Daha çok şeyler yazacaktım, fakat başımda çok vazifeler ve işler bulunmasından kısa kesmeye mecbur oldum.

Said Nursî

• • •

( 92 )( 94 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Emirdağ Lâhikası - I  ( 93 )  

Lügatler

Geri

tazyikat : baskılar, sıkıştırmalar
tahammül : dayanma, katlanma
şâkirane : şükredene yakışır şekilde, şükrederek
kat'iyen : kesin olarak
acz : âcizlik, güçsüzlük
zaaf : zayıflık
teessürat : üzüntüler
has : özel; Nur talebelerinin önde gelenleri
medih : övgü, şükür
bedel : karşılık
himmet : ciddi gayret, yardım
inayet-i Rabbâniye : Allah’ın inayeti, yardımı
cilve : görüntü, yansıma
merdümgirizlik : insanlardan sıkılma, kalabalıktan hoşlanmayıp yalnızlığı isteme
tecrid-i mutlak : tam bir yalnızlık içinde bırakma; hücre hapsi
tazib etme : azaplandırma, eziyet verme
aziz : çok değerli, izzetli
sıddık : çok doğru ve bağlı
vâris : mirasçı
sa'y : çalışma, emek
mecmua : belli bir konuda yazılan yazıların toplandığı eser, kitap
tevafuk : denk gelme, uygunluk
nüsha : kopya
ümmî : okuma yazma bilmeyen
Cenâb-ı Erhamürrâhimîn : merhametlilerin en merhametlisi ve sonsuz şeref ve azamet sahibi olan yüce Allah
mukabil : karşılık
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet ve ihsan
meyve-i Cennet : Cennet meyvesi
ihsan : bağış, ikram, lütuf
hasenat : güzellikler, iyilikler
defter-i amâl : amel defteri
âmin : “kabul eyle, ey Allah’ım”
:
ihtar edilme : hatırlatılma, ikaz edilme
feylesof : filozof; felsefe ile uğraşan, felsefeci
ders-i imanî : imanla ilgili ders
hadis : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
sahra : çöl
mücahid : cihad eden, din uğrunda çaba harcayan
kudsî : kutsal
istikbal : gelecek
saniyen : ikinci olarak
mecmua : belli bir konuda yazılan yazıların toplandığı eser, kitap
Radıyallahü Anh : Allah ondan razı olsun
sarahat : açıklık
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un her bir bölümü
Âyetü’l-Kübrâ : en büyük delil, Risale-i Nur’da Yedinci Şuâ adlı eser
telif : yazma, kaleme alma
cümle-i Aleviye : Hz. Ali’ye ait olan cümle, ifade
meâl : mânâ, anlam
asâ-yı Mûsâ : Hz. Mûsâ'nın mucizeli olan asâsı
Aleyhisselâm : Allah’ın selâmı onun üzerine olsun
Meyve : Meyve Risalesi, On Birinci Şuâ
müdafaa : savunma
zulmet : karanlık
Hüccetullahi'l-Bâliğa/Hüccetler : Allah’ın varlığı ve birliğini hüccetler ve delillerle anlatan Asâ-yı Mûsâ’nın İkinci Kısmına verilen ad
izale : giderme, ortadan kaldırma
Ankara ehl-i vukufu : Ankara mahkemesi bilirkişi heyeti
tahsin : beğenme, güzelliğini ilân etme
istikbal : gelecek
emâre : alâmet, belirti
mu’cize : peygamberlerin gösterdikleri ve başkalarının bir benzerini yapmaktan âciz kaldığı olağanüstü şey
medar : dayanak noktası, kaynak
mukabil : karşılık
müşabih : benzer
mesele-i nurâniye : nurlu mesele; Meyve Risalesinde yer alan bölümler
hüccet-i katıa : kesin delil
kanaat verme : inandırma, razı etme
tahsinkârane : beğeniyle
salisen : üçüncü olarak
fıkra : bölüm, kısım; belli bir düşünceyi anlatmak üzere kaleme alınan yazı
mersiye : ağıt
Lâhika : ek, ilâve; Bediüzzaman ve talebelerinin mektuplarından oluşan kitaplar, Yirmi Yedinci Mektup

Geri

Dipnotlar

Geri

1 : Buharî, Cihat: 102; Ebu Dâvud, İlim: 10; Dârimî, İlim:10; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr: 6:359, hadis no: 9606.
2 : Asâ-yı Mûsa ismi ki, mânevî karanlıklar onunla dağılır.

Geri