Ana Sayfa

Risale.mobi

Külliyat'da Ara

2وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ1بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık kardeşlerim; Evvelâ: Bu aşr-i âhir-i Ramazan’da her gece, hususan tek gecelerde Leyle-i Kadrin bulunmak ihtimali kuvvetli olduğunu hadis-i şerif ferman ediyor. Onun için, Nurcular o nur-u âzamdan istifadeye çalışmak gerektir.

Saniyen: Hüsrev ve Tahirî gibi vazifelerini tam yapan ve bin Hüsrev ve beş yüz Tahirî meydanda bırakan iki kardeşimizi ve onların sisteminde bir Nurcuyu sulh mahkemesine vermek, inşaallah, neticesinde büyük bir inayet ve fütuhat olacak, hiç merak etmeyiniz.

3وَعَسٰى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ sırrıyla, bu hâdise zulmedenlere maddî-mânevî Cehennemi ve Nurculara dünyevî-uhrevî Cenneti kazandırmaya bir sebeptir, inşaallah.

Salisen: Bu mektup münasebetiyle dünkü gün yanıma gelen mühim bir resmî memura böyle söyledim ki: Eski Said’in sergüzeşte-i hayatından harika üç vakıa, şimdi tahakkuk etmiş ki, ileride çıkacak Risale-i Nur’un kerameti imiş. Şöyle ki:

31 Mart hâdisesinde Hareket Ordusunun Başkumandanı Mahmud Şevket Paşa bana karşı fazla hiddetli iken ve Divan-ı Harb-i Örfîde beni muhakeme ettikleri gün, on beş adam karşımda darağacında asılı bir vaziyette Divan-ı Harb-i Örfî Reisi Hurşid Paşa benden sordu: “Sen şeriatı istedin mi? İşte şeriatı isteyenler böyle asılırlar.”

Ben de “Şeriatın bir meselesine bin ruhum olsa feda ederim” dediğim halde ve beni mahkûm etmeye pek çok esbap -muhbirlerin iftiralarıyla- varken, benim müstesna bir surette müttefikan beraatime karar vermeleri..

Hem eski Harb-i Umumînin nihayetinde, İstanbul’da İngilizlerin Başkumandanının eline benim İngiliz aleyhine şiddetli yazdığım Hutuvat-ı Sitte ve Başpapazına tahkirkârâne sözlerim eline geçtiği halde, beni mahvetmek yüzde yüz ihtimali varken, hiddetini geri alıp ilişmemesi...

Hem Ankara’da, divan-ı riyasetinde pek çok meb’uslar varken Mustafa Kemal şiddetli bir hiddetle divan-ı riyasetine girip, bana karşı bağırarak: “Seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikir beyan edesin. Sen geldin, namaza dair şeyler yazıp içimize ihtilâf verdin.” Ben de onun hiddetine karşı dedim: “Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur.” Dehşetli bir put kırdım.

Hazır mebus dostlarım telâş ettikleri ve herhalde beni ezeceklerini tahmin ettikleri sırada, bana karşı bir nevi tarziye verip o mecliste hiddetini geri alması, âdetâ dehşetli bir kuvveti ve hakikati hissedip geri çekilmesi, ikinci gün hususî riyaset odasında, Hücumat-ı Sitte’nin Birinci Desise içinde bulunan “Meselâ, Ayasofya Camii ehl-i fazl ve kemalden, ilâ âhir...” cümlesinden başlayan, tâ İkinci Desiseye kadar, bir saat tamamen ona söyledim.

Bütün hissiyatını ve prensibini rencide ettiğim halde bana ilişmemesi, hattâ taltifime çok çalışması, kat’iyen bu üç cebbar fevkalâde kumandanların bu üç acip hâletleri, âdeta eski Said’den korkmaları, şüphesiz ki Risale-i Nur’un, ileride kahraman şakirtlerin şahs-ı mânevîsinin harika bir kuvveti ve Risale-i Nur’un parlak bir kerametidir.

Rabian: Kardeşimiz Yâkup Cemal’in Denizli şakirtleri namına Ramazan ve Leyle-i Kadir tebrikine karşı bin bârekâllah ve nefsine karşı mücadelesi veffakakellah ve İngiliz devletinin pâyitahtında, hatipleri kürsülerinde “Artık İngiltere’nin İslâmiyeti kabul etmesi lâzımdır” diyerek bağırdıklarını ve beşeriyetin bütün hakikî ihtiyacatını câmi olan Furkan-ı Hakîmin âyetlerini birer birer okuyup tefsir ve beyan ettiklerini, en son gazetede arkadaşların okuduklarını işitiyoruz diye o kardeşimizin bu havâdisine bin elhamdü lillâh deriz. Evet o devletin hem dünyası, hem saltanatı, hem saadeti onunla kurtulabilir.

Mübarekler pehlivanı ve Nurun büyük Abdurrahman’ı, büyük ruhlu Küçük Ali’nin Lemeat’taki muvaffakiyetine binler bârekâllah ve mâsum mahdumu Nur Mehmed’in hâfızlığına bin mâşaallah, veffakakellah deriz. Fakat Lem’alar mecmuasında Siracü’n-Nur’a ve Sikke-i Gaybiye ve Tılsımlar’a giren parçalar mükerrer olmamak için tensibinize havale ediyoruz. Umumunuza binler selâm...
• • •

( 188 )( 190 )
Lügatler Dipnotlar Tüm Kitaplar Emirdağ Lâhikası - I  ( 189 )  

Lügatler

Geri

umum : bütün
hakikat-i Leyle-i Kadir : Kadir Gecesinin hakikati, aslı
şefaatçi : Allah’ın izniyle şefaat eden, aracı olan, vesile olan
rahmet-i İlâhiye : Allah’ın her şeyi kuşatan sonsuz rahmeti
niyaz etme : yalvarıp yakarma, dua edip isteme
aziz : çok değerli, izzetli
sıddık : çok doğru ve bağlı
evvelâ : birincisi
aşr-i âhir-i Ramazan : Ramazan’ın son on günü
hususan : özellikle
hadis-i şerif : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
ferman etme : buyurma
nur-u âzam : büyük nur
saniyen : ikinci olarak
inşaallah : Allah dilerse, izin verirse
inayet : Allah’ın yardımı
fütuhat : fetihler, zaferler, başarılar
dünyevî : dünyaya ait
uhrevî : âhirete yönelik
salisen : üçüncü olarak
sergüzeşte-i hayat : hayat macerası, serüveni
tahakkuk etme : gerçekleşme
keramet : Allah’ın bir ikramı olarak görünen olağanüstü hâl ve fiil
Mahmud Şevket Paşa : 31 Mart Hâdisesi patlak verdiği sırada Selânik’te buluna Redif Tümeninin kumandanı
hiddet : öfke
muhakeme etme : sorgulayıp hükme bağlama
darağacı : idam sehpası
vaziyet : durum, hâl
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet
esbap : sebepler
muhbir : ihbarcı, haber veren
müstesna : istisna, farklı
müttefikan : birleşerek, fikir birliğiyle
beraat : temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması
Hutuvât-ı Sitte : Altı Adım; İstanbul’u işgal eden İngilizlerin Müslüman halkı Osmanlı idaresinden soğutmak, kendisine bağlamak ve ümitsizlik aşılamak için yaydıkları hile ve şüpheleri gidermek için Bediüzzaman’ın yazdığı risale
tahkirkârâne : hakaret eden bir tavırla söyleyen
divan-ı riyaset : reislik, başkanlık makamı
meb’us : milletvekili
beyan etme : açıklama, izah etme
ihtilâf : anlaşmazlık, uyuşmazlık
merdud : reddedilmiş, geri çevrilmiş
nevi : çeşit, tür
tarziye verme : özür dileme
riyaset : başkanlık
Hücumat-ı Sitte : altı hücum anlamına gelen ve şeytanın desiselerine karşı yazılan bir eser; Yirmi Dokuzuncu Mektup Altıncı Risale olan Altıncı Kısım
desise : hile, aldatma
ehl-i fazl ve kemal : fazilet ve kemâl sahibi olanlar
ilâ âhir : sonuna kadar
hissiyat : duygular, hisler
taltif : hoş ve şirin hareket; iyilikte bulunma
cebbar : zorba, zalim
hâlet : durum, hâl
şakirt : talebe, öğrenci
şahs-ı mânevî : belli bir kişi olmayıp bir cemaatten meydana gelen mânevî şahıs; tüzel kişilik
keramet : Allah’ın bir ikramı olarak görünen olağanüstü hâl ve fiil
rabian : dördüncü olarak
bârekâllah : Allah hayırlı ve mübarek kılsın anlamında, beğeniyi ifade etme için kullanılan bir söz
nefis : insanı daima kötülüğe, geçici zevk ve isteklere sevk eden duygu
veffakakellah : Allah seni muvaffak etsin, başarılı kılsın
pâyitaht : başkent
hatip : hitap eden, konuşan
beşeriyet : insanlık
hakikî : asıl, gerçek
ihtiyacat : ihtiyaçlar
câmi : kapsamlı
Furkan-ı Hakîm : hak ile batılı, doğru ile yanlışı birbirinden hikmetli bir şekilde ayıran Kur’ân
tefsir : açıklama, yorumlama
beyan etme : açıklama, izah etme
havadis : yeni hâdiseler, olaylar, haberler
elhamdü lillâh : “Allah’a hamd olsun”
:
saadet : mutluluk
Lemeat : parıltılar anlamına gelen ve Sözler’in sonunda yer alan manzum bir eser
muvaffakiyet : başarı
mâsum : günahsız, temiz, saf; çocuk
mahdum : evlât, oğul; kendisine hizmet edilen
hâfız : Kur’ân’ı ezberlemiş
mâşaallah : Allah dilemiş ve ne güzel yaratmış
mecmua : kitap
Sikke-i Gaybiye : Risale-i Nur’da yer alan Sikke-i Tasdik-i Gaybî adlı eser
mükerrer : tekrar tekrar, defalarca
tensib : uygun görme
havale etme : gönderme, bırakma
umum : genel, herkes
kat’iyen : kesinlikle
tahakkuk etmek : gerçekleşmek
nazar etme : bakma, düşünme
hizmet-i imaniye : iman hizmeti
ihlâs : ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet
meyil : eğilim, istek, arzu

Geri

Dipnotlar

Geri

1 : Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.
2 : “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.
3 : “Belki sevmediğiniz şey hakkınızda hayırlıdır.” Bakara Sûresi, 2:216.

Geri